Yedigöller Milli Parkı

Şarkılarda, şiirlerde ömrün yaşlılık dönemi ile özdeşleştirilen, adı hüzünle, yalnızlıkla birlikte anılan, Eylül ayında Küre Dağları’nda karşıladığımız sonbaharı, uğurlamak üzere Kervan 41 ile Yedigöller Milli Parkı yollarına düştük bu hafta sonu.

Yedigöller Milli Parkı

Yedigöller 1965 yılında Milli Park statüsü kazanmış doğa harikası bir yer.
Türkiye’nin ilk Milli Parkı değil (İlki 1958 yılında Yozgat’ta açılan Çamlığı Milli Parkı). En büyüğü (Ağrı Dağı Milli Parkı) de değil. Ama en kalabalıklarından, girilmesi ve çıkılması en zor olanlarından biri . Biz bunu, bu ve önceki gidişimizde bizzat yaşayarak tescilledik.

Yedigöller
Yedigöllerde Trafik

Yerleşimi itibarı ile nispeten kolay ulaşılabilir bir yerde olduğu içindir ki fotoğrafçıların, trekking ve kamp tutkunlarının hafta sonu gezilerinde vazgeçemedikleri bir mekan. 

Tecrübeli liderimizin öngörüsü ile giriş çıkış trafiğine yakalanmamak ve doğada geçireceğimiz zamanı maksimum düzeyde tutmak adına geceden yola çıkarak bir gece çadır konaklamalı şeklindeydi gezi planımız.
Açıkçası tereddütlü gittik ilk çadır deneyimimizi adı soğukla yan yana anılan bir yerde yaşayacağımız için. Soğuğa sormuşlar nerelisin diye “herkes beni Erzurumlu bilir ama ben Bolu’da ikamet ederim.” demiş.
Bu anlatının da yarattığı tedirginlikle çıktığımız, ancak kısa sürede kaygılarımızı boşa çıkaran, son derece keyifli bir otobüs yolculuğu, akabinde şarkılarla, oyunlarla, yarışmalarla ve kamp ateşinde çatırdayan kestanelerle geçen bir gecenin ardından, sabahın erken saatlerinde, sonbaharın göz alıcı renklerine uyandık.

yedigöller
Yedigöllerde Sonbahar

Yedigöllerde sonbahar

Yedigöller’de hüzünlü sonbahar bir şölene dönüşüyor adeta. Tükenişin, bitişin de bir ihtişamı olabileceğine, her sonun bir başlangıca gebe olduğuna, toprağın yeni filizler vermek için dökülen rengarenk yapraklar ile beslenişine ve tüm bu güzelliklerin su üstündeki yansımalarına, müthiş bir keyifle tanıklık ediyor insan.

Yedigöller
Yedigöllerde yansımalar

Yedigöllerin oluşumu

Göller, heyelanların vadi ağzını kapatması, geride kalan boşluklara yer altı ve yer üstü sularının birikmesi ile oluşmuş ve yaklaşık 1500 m’lik mesafede sıralanmış. En kuzeyden başlayarak Seringöl, Büyükgöl, Deringöl, Kurugöl, Nazlıgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olarak isimlendiriliyor.

yedigöller
Yedigöllerde renkler

En büyük göl, adıyla müsemma Büyük Göl olup yaklaşık 15 m’ lik bir derinliğe sahip. 1969 yılında bu gölde damızlık olarak üretilen alabalıklar ile Alabalık Üretme Çİftliği kurulmuş ve buradan da tüm ülkeye yayılmış.
Yedigöller haritasını açtığınızda en kuzeyde Alabalık ve en güneyde ( Sazlıgöl komşuluğunda da) Geyik Üretme Çiftliklerini görürsünüz. Bugün bu iki oluşum da faal değil, haritaya aldanıp giderseniz Geyik Üretme Çiftliği’nin bulunduğu yerde tel örgüler karşılar siz.

yedigöller haritası
Yedigöller hartası

Kıyısında kampçılara konaklama izni verilen ve bizim de konakladığımız Nazlıgöl dibinden sızdırdığı sularla kuzeydoğusundan akan bir şelaleye hayat verir. 

yedigöller şelale
Yedigöller şelale

Dilek Çeşmesi

Şelalenin hemen karşısında da Dilek çeşmesi yer alır. Yedi ayrı gözünden akan suların farklı farklı dileklere (1-Çocuk, 2-Şöhret, 3-Huzur, 4-Para, 5- Mutluluk, 6- Aşk ve 7-Sağlık) karşılık geldiği pınarın “huzur” gözü, 2012 yılında bir ara kurumuş ancak sonra akmaya başlamış. Bugünlerde ne hikmetse “para” gözü diğerlerine göre çok daha cılız akıyor ve ne yazık ki en ortada, en göze batan kısımda yer alıyor.

Dlek çeşmesi
Dlek Çeşmesi

Milli Park’ta kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, ıhlamur, porsuk (nesli tükenmekte olan bir ağaç türü ) ve dişbudak gibi pek çok ağaç ile 100 ‘ün üzerinde kuş türü var. 

Göllerin yüzölçümü taşınan alüvyonlarla her geçen yıl daha da azalıyor ve Kurugöl’ de olduğu gibi yavaş yavaş kurumalar da başlamış..

Gözümüz gibi bakmamız, korumamız gereken bir yeryüzü cenneti Yedigöller milli parkı. Yalnız turizm açısından değil, pek çok canlı ve bitki türüne kaynaklık eden doğal yaşam laboratuvarı olması açısından da. Bu nedenle her gördüğü yeşil alanda mangal yapmayı alışkanlık haline getiren, doğaya ve denize kesif bir duman bulutunun arkasından bakmayı seven, ızgara et olmadan doğadan keyif alamayan ancak bu yüzden de bizleri gün geçtikçe yeşil alanlara hasret bırakan mangal ateşi yakma geleneğinin Milli Park sınırları içerisinde yasak olduğunu belirten tabelaları gezimiz boyunca her yerde görmek bizleri ziyadesiyle memnun etti. 
Ancak yine de tüm yasaklara rağmen halkımız bir şekilde doğaya ve ağaçlara zarar vermenin yolunu bulmuş; belki de başka türlüsüne güçleri yetmediği için adlarını ve aşklarını ağaçlara kazıyarak ölümsüzleştirmeye(!) çalışmışlar!!

!!?

Ne denir ki ?!???

yedigöller kamp
Yedigöllerde Kamp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir