ŞANLIURFA:VARLIK İÇİNDE YOKLUĞU YAŞAYAN ŞEHİR

Tarihe yön vermiş bütün büyük uygarlıklar, akarsu kıyılarında kurulmuştur.

Mısır Uygarlığı (İ.Ö 3500 ): Nil Nehri

Maya Uygarlığı ( İ.Ö 2600): Amazon havzası

Hint Uygarlığı (İ.Ö 2500): İndus Irmağı

Çin Uygarlığı (İ.Ö 1500): Sarı Irmak

Sümerler

Bu listenin en başında, tarihi İ.Ö 4000 ‘lere kadar giden Sümer Uygarlığı yer alır. 

Kurulduğu topraklar (Bereketli Hilal) , bugün hâlâ dünya üzerindeki en kıymetli topraklar olarak bilinir.

Uğruna yıllar boyu can ve kan verilen, sahip olanın taçlandığı, kaybedenin tarih sahnesinden silindiği, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki uçsuz bucaksız Mezopotamya ( Mezos: Orta, Potamos: Irmak) deltasının güneydoğusunda yerleşmiş bir uygarlıktır Sümerler.

Tarihin başlangıç noktası olan yazıyı ilk onlar bulmuş, ilk hukuk devletini kurmuş, matematiğin, geometrinin, güneş takviminin temellerini ilk onlar atmıştır..

En azından bizim okullarda öğrendiğimiz klasik tarih bilgisi böyle idi…  

Göbeklitepe

1985 yılında tarlasını kara sabanla sürmekte olan bir çiftçinin bulduğu oymalı bir taş ile her şey değişti.

Taşı Şanlıurfa müzesine götüren çiftçi, hayal kırıklığına uğradı. Bulduğu taş “kireç taşı bu” denilerek bir köşeye kondu ve konulduğu yerde tam yedi yıl bekledi ta ki Nevali Çori ‘de (http://www.anadoluuygarliklari.com/anadolu-da-ilk-yerlesimler/nevali-cori/ ) kazı çalışmalarını yürüten ve bir akşam müzeye uğramaya karar veren Alman Arkeolog Harald HAUPTMAN ve arkadaşlarının dikkatini çekene kadar. 

Şanlıurfa’nın 17 km doğusunda, Göbeklitepe’de kazılar, 1994 yılında, Klaus Schmidt başkanlığında, bu tesadüf sonucu başladı ve 20 yıl boyunca, Schmidt 2014’de kalp krizinden hayatını kaybedene kadar sürdü. 

Bu sürede ne mi bulundu? Tarihi M.Ö 10 binli yıllara dayanan, yani yaklaşık 12 bin yıllık, özenle inşa edilmiş ve süslenmiş, 8-30 m çapında 20 adet tapınak ile  tapınak içerisinde 3-6 m’lik, ağırlığı 60 tona ulaşan, T biçimli, ellerini kasıklarında birleştirmiş insan şeklinde resmedilmiş dev heykeller.

göbeklitepe
Göbeklitepe

(Göbeklitepe’ye kadar , “Neolitik çağ” diye tanımlanan ve insanoğlunun avcı toplayıcılığı bırakıp, tarıma başlayarak yerleşik düzene geçtiği yer Akdeniz ve tarih de M.Ö 8 bin olarak biliniyordu..)

Göbeklitepe’nin  Sırları

Dünyanın şu an bilinen en eski heykeli Göbeklitepe kazıları sırasında ortaya çıktı ve bu da yine ellerini kasıklarında birleştirmiş bir insan figürüydü.

göbeklitepe-ilk-heykel
Göbeklitepe’de bulunan dünyanın en eski heykeli

Ancak bu heykelin ve tapınak duvarlarına işlenmiş sembollerin sırrı henüz çözülemedi. 

Tıpkı bu devasa tapınağın, yapıldıktan tam bin yıl sonra neden üzerinin toprak taşınarak örtüldüğünün sırrı çözülemediği gibi. 

Göbeklitepe’yi gezerken aklıma bazı sorular takıldı: Acaba “Tapınak” kelimesi o zamanlarda da bugünkü anlamı ile mi kullanılıyordu?

Acaba bu devasa “Tapınaklar” gerçekten inanca hizmet amaçlı mı yapılmıştı ve bu insanların ne tür bir inanç sistemleri vardı ? 

Döndüğümde cevabını merak ettiğim bu soruları araştırırken,  kaynaklarda” tapınak ekonomisi” denen bir kavrama denk geldim.

Tapınak Ekonomisi

İnancın doğuşu, tıpkı insanlığın doğuşu gibi son derece gizemli, o yüzden de üzerinde binlerce spekülasyonun döndüğü bir kavram .

Semavi ve çok Tanrılı dinlerin çoğunun çıkış ve yayılma noktasının bugünkü Mezopotamya ve Bereketli Hilal coğrafyası olduğu biliniyor.

Ancak insanoğlunun tarımı öğrenerek avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçmesi ile birlikte hayatta kalabilmek için  birincil  önceliği inançtan çok, sürdürülebilir bir beslenme düzeni olmuş. Zira afetleri bol doğanın, insana karşı her zaman çok da cömert olmadığını yaşayarak öğrenmişler..

Buna karşı tedbir almak isteyen insanoğlu, “tapınak ekonomisi” adı verilen bir sistem yaratmış. İhtiyaç fazlası üretimlerini, zor zamanlar için bir çeşit kooperatif işlevi de gören tapınaklarda depolamış ya da takas etmiş. Ayrıca sosyal dayanışma adına, ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere adaklarını da yine tapınaklara bağışlamış.

Sonrasında bu ekonomik ortaklıktan imtiyazlı şekilde yararlanmak isteyenlerce geliştirilen, sorgusuz ve koşulsuz biata dayanan “İnanç veya Din” kavramının temelleri bu şeklide mi atıldı bilinmez ama, öyle görünüyor ki tapınakların her devirde mânâ  kadar madde ve meta ile de çokça ilişkileri olmuş..

Göbeklitepe’de kazılar devam ediyor. Sırlar çözüldüğünde merak ettiğimiz tüm bu soruların cevaplarını dünya ile birlikte bizler de öğreneceğiz.

Yokluğun Şehri

Şanlıurfa son yıllarda turistik anlamda Göbeklitepe ile çok ön plana çıksa da, görülecek ve gezilecek yerleri elbette ki bununla sınırlı değil. 

Dünüyle, bugünüyle anlatacak çok şeyi var kentin: 

Zengin tarihine rağmen Şanlıurfa, benim gezip gördüğüm Güneydoğu illeri içerisinde en sevemediğim, canımı en çok acıtan şehir oldu!

İstisnasız her yerde göze çarpan çarpık yapılaşma yüzünden o köklü geçmişi, siluetine  hiç yansımamış ne yazık ki!

Güneydoğu’da, aldığı Suriyeli göçü ve yıllık doğum oranları açısından (yılda 60-70 bin) rekoru elinde bulunduran kentin sokakları, dilenen, bakımsız, tuttu mu bırakmayan çocuklarla dolu.

Okumuştuk, biliyor ve bekliyorduk bu can acıtan manzarayı ama yine de Bazda Mağaraları ziyaretimizde, mağarada yaşayan, sepetlerindeki karpuz ekmekle gün geçirmeye çalışan aileyi ve etrafta büyüğünün küçüğünü kucakladığı, yaşları birbirine yakın, saçları keçeleşmiş, ayaklarında terlik ya var ya yok, ela ve kara gözlü çocuklarını görünce, gözlerimizin yaşarmasına engel olamadık.

şanlıurfa çocukları
Mağarada büyüyen çocuklar

Gittiğimizde aile büyükleri namaza durmuştu.

mağaradaki-aile
Mağaradaki Aile

Peygamberleri ile Urfa

İnancın temellerinin çok sağlam ve köklü olduğu topraklar buralar. 

Diğer adı “Hare “ olan Ay Tanrısı Sin’in şehri Harran .

Bir Peygamberler şehri Urfa:

Sabrın diğer adı Eyyup, bereketin diğer adı İbrahim,himmetin diğer adı İlyas, belagat (güzel konuşma)in diğer adı Şuayp Peygamberlerin makamı bu şehirde.

Kent sakini inancının hakkını veriyor. Ziyaret ettiğimiz tüm türbe ve camilerde, aşırı sıcakta, hafta arası ve mesai saatleri olmasına rağmen oldukça kalabalık insan toplulukları karşılıyor bizleri.

Ancak aynı kalabalık, bu ziyaretleri tamamladıktan sonra gittiğimiz, klimalı, modern, tarihin kronolojik sıra ile anlatıldığı, son derece kapsamlı,  beklentilerimizin çok üstündeki Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik müzesinde yok ne yazık ki! Hatta müzeyi bizden başka gezen bile yok!

Acaba diye düşünüyoruz, tersi olsa; tarih bilen, tarih seven, tarihinden ders almak için müze gezen daha çok insan yaşasa buralarda, şehrin silueti daha farklı olur muydu ki?

GAP

Tarımın doğduğu, medeniyetlerin kurulup yıkıldığı, Tanrı’nın tüm lütuflarını bahşettiği bu topraklarda yokluğu, yoksulluğu bitireceği vaad edilerek planlanmıştı GAP, 1986 yılında hayata geçirilen bir proje olarak. 

Fırat ve Dicle’nin sularının, uçsuz bucaksız Mezopotamya topraklarına yönlendirilmesi ile sulu tarıma geçilecek, verimlilik katlanacaktı. 

Aradan geçen 33 yılda ne yazık ki proje amacından çok saptı. 

Bir tarım projesiydi GAP, tarihi miraslar üzerine inşa edilen barajlarla Doğu’da elektrik üretip,Batı’ya ateş pahasına satılan bir enerji yatırımına dönüştü.

Köylüyü şaha kaldıracaktı, yerinden yurdundan etti.

Üstelik  Atatürk Barajı ile Kommagene’lerin başkenti Adıyaman Samsat’da, Birecik Barajı ile Halfeti ve Zeugma’da, yöre halkının turizm gelirlerini tırpanladı resmen!

Şimdi de aynı şeyi Ilısu Barajı ile Hasankeyf’de yapıyor !

2019’ tamamlanacağı sözü verilen GAP raporları, hala -cek ‘ler ve –cak’larla yazılıyor:

Mesela deniyor ki en son GAP raporunda “projeler tamamlandığında bölgedeki ekonomik hasılat 4.5 kat artacak ve toplamda 3.8 milyon kişiye istihdam sağlanacak.” 

Tam 33 yıl geçmiş.Daha ne zaman!

Yapılanlar da var haklarını yemeyelim! Mesela:

“GAP ile bölgenin ihracattaki payı 2000 yılında %1.8 iken 2018 de % 5.2’ye yükselmiş“

Toplam maliyeti 32 milyar dolar olarak öngörülen bir projede, bunca sürede gelinen nokta, işte bu kadar komik !

Proje uğruna feda edilen ören yerlerinin turizm potansiyelleri hakkı ile değerlendirilebilseydi eğer, kazancımız bunun  katbekat fazlası olmaz mıydı?!?

Halfeti

GAP projesi kapsamında, son derece verimli topraklara sahip, Nergis çiçeğinin ve Narsizm ‘in doğduğu tarihi Rumkale’yi içinde barındıran, ünlü sanatçı Müslüm Gürses’in de doğum yeri olan Şanlıurfa’nın Gaziantep sınırındaki ilçesi Halfeti, 2000 yılında hayata geçirilen Birecik baraj inşaatı nedeni ile boşaltıldı, halkına yüksek tazminatlar ödenerek.

Bu tazminat karşılığında insanların çocukluk hatıralarından, ana baba ocaklarından, okullarından, mezarlarından, oyun oynadıkları sokaklardan, sevdikleri ile gizli gizli buluştukları ağaç diplerinden vazgeçmeleri, tüm geçmişlerinin suların  altına gömülmesine seyirci kalmaları istendi.

Kaldılar da…

Ellerinden gelen bir şey yoktu çünkü…

Ve baraj su tutmaya başladı…

Bugün sulara gömülü o köylerin yerinde, üzeri çöpten, pet şişeden geçilmeyen bir baraj gölü var , insanların üzerinde şarkılı türkülü, oyunlu tekne turları yaptıkları, yüzdükleri, sadece minaresi görünen camiyi arkalarına alıp selfie çektikleri… 

halfeti-cami
Halfeti Savaşan Köyü Camisi

Göle nazır tepede silueti bozan çirkin otel yatırımları başlamış bile…

halfeti-gece
Halfeti’de gece ve silueti bozan otel

Tekne gezintisi sonrası yörenin  turistik menüsü haşhaş kebabı, şabut balığı ve  ŞILLIK tatlısı (içi cevizli krepin şerbetle tatlandırıldığı bir hamur tatlısı. Kürtçe şileki –sulu  kelimesinin bozulması ile bu ismi almış.) yiyebileceğiniz restorantlar var göl kıyısında,sayıları her geçen gün artan..

halfeti-eski-yeni
Halfeti göl kenarında ki restorantlar

Halfeti geçmişi ile ilgili bir bilginiz veya fikriniz yoksa, oraya her giden turiste sunulan bu standart programdan çok keyif alıyorsunuz hele de bizim gibi, kavurucu sıcağın azaldığı akşam saatlerinde gerçekleştirirseniz programı.

Ama eğer yaşınız müsaitse ve zamanında Halfeti’ de yaşanan drama dair haberlere azıcık kulak kabartmışsanız, içiniz buruluyor zaman zaman…Tekne turu boyunca solunuzda kalan tepelerdeki mağaralarda veya  Savaşan köyünün sulardan korunabilmiş yüksek kesimlerinde, Eski Halfeti’de anılarını, köklerini  bırakmış  birilerinin sizi, acı ve göz yaşı ile izlediği duygusuna kapılıyorsunuz, tüyleriniz ürperiyor o sıcak esen rüzgarda bile….!

halfetinin-siyah-gülü
Halfeti’nin kara gülü

Biz göremedik gezi akşam saatlerine denk geldiği için ama, Halfeti’nin bir de siyah açan ve namı dünyayı aşan bir gülü varmış, KARAGÜL adıyla bilinen…

Derler ki; bu gül, Halfeti’nin dışında başka hiçbir toprakta yetişmez ve dalından koparılıp kurumaya bırakıldığında, daha da kararırmış.

Köklerinden koparılmanın acısını, bir gül bile böyle yaşıyorsa …! ☹

Ağustos 2019-Kervan41

2 thoughts on “ŞANLIURFA:VARLIK İÇİNDE YOKLUĞU YAŞAYAN ŞEHİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir