BÜYÜLÜ VE KADİM ŞEHİR: MARDİN

Mardin…

Büyülü ve kadim şehir…

Kente ikinci gidişim. Geçen sefer yazamamıştım, yine yazmakta zorlanıyorum…

Kısa yazmak için uzun okumak gerek!” derler ya, sıkıntı orada! 

Öyle bir tarihi var Mardin’in, oku oku bitmiyor…

O kadar çok insan gelip geçmiş, o kadar çok medeniyet kurulup yıkılmış ve her gelen kendinden o kadar çok iz bırakmış ki, geriye yazmakla bitmeyecek bir kültürel zenginlik kalmış. Hangisini yazmasak o eksik kalacak!

mardin-gündüz
Mardin

Mardin Tarihi Ve Artuklular

Kentin İpek yolunun kavşak noktalarından biri üzerine kurulu olması, hem çokça el değiştirmesine, hem de tüccarların ve gezginlerin uğrak yeri olmasına sebep olmuş. 

Evliya Çelebi, İbn-i Batuta, Jean Baptiste Tavernier ve Marco Polo, Mardin’e seyahatnamelerinde yer veren, en bilinen gezginler.

Kent, 9. ve 11. yy arası dönemde ticari açıdan, bir Oğuz-Türkmen boyu olan Artuklular (12-15. yy) zamanında da, mimari ve sanat açısından en parlak devrini yaşıyor.

Hatta “Mardin kent mimarisinin gelişimi, Artuklularla başlar.” dersek çok abartmış olmayız. 

Beylik, ilk iki yüz yılında Hatuniye, Zinciriye, Kasımiye gibi pek çok medrese inşa ediyor. Eğitime verdikleri bu önem nedeni ile de adları haklı olarak, kentin tek üniversitesinde yaşıyor. 

mardin-ulu-cami
Mardin Ulu Cami

Medreseler dışında kendilerine özgü “dilimli kubbe yapısı” ile inşa ettikleri camiler (ki bunların başında kentin en eski camisi Ulu Cami gelir), hanlar, hamamlar, kervansaraylar ve köprüler yaptırıyorlar (Diyarbakır’daki şarkılara konu olmuş meşhur Malabadi köprüsünün de bir Artuklu eseri olduğunu söyleyelim bu arada.).

Artuklu-kubbe-yapısı
Artuklu kubbe yapısı

Mardin Kalesi

Şehirdeki Artuklu egemenliği Timur istilasına kadar sürüyor. Timur şehri kuşatıyor, Artuklu Beylerini kılıçtan geçiriyor ancak “kartal yuvası” da denilen, zapt edilmesi zor, ovadan yüksekliği bin metreden fazla, Mezopotamya’ya hakim olan Kale’yi aylarca kuşatmasına rağmen alamıyor.

mardin-kalesi
Mardin Kalesi

(Mardin, İstiklal Savaşımız döneminde de Güneydoğu’da işgal edilmeyen tek il olma özelliğine sahip, o yüzden de bir kurtuluş günü yok aslında.)

Mardin Evleri

Şehirde ilk yerleşim kale içinde oluşuyor ve yüzyıllar içerisinde kent, surların dışına taşıyor.

Meşhur Mardin Evleri, kalenin eteklerinde, Mazı dağının güney yamaçlarında, yaklaşık 500 m’lik bir alanda kurulmuş. 

mardin-evleri
Mardin Evleri

Kaleden bakıldığında, evler birbiri üzerine yığılmış gibi bir görünüm verseler de aslında hiçbir evin gölgesi birbirinin üzerine düşmeyecek şekilde yerleştirilmiş. 

Evlerin yapımında kullanılan malzeme, işlemeye müsait, yöreden çıkarılmış, açık sarımsı yapıda ve sıvanmaya ihtiyaç duymayan özellikte kalker veya nahit taşı. Taşların özelliğinden dolayı evlerin içi  yazın serin, kışın sıcak.

mardin-kapı-örnekleri

mardin-kapıları
Mardin kapıları

Kapıları ve kapı tokmakları da çok dikkat çekici. Halkalı, hanımeli, güvercin veya horoz figürü şeklindeki tokmaklar, bazı avlu kapılarında kadın, erkek hatta çocuklar için ayrı ses veriyor.

mardin-evleri-kapı-tokmağı
Horozlu kapı tokmağı

Evler genellikle güneş ışınlarının aksi yönündeki dar sokaklara açılıyor ve bu sayede kent sakininin yazın kavurucu sıcağında gölgeden yürümesi sağlanmış oluyor. 

mardin-dar-sokaklar
Mardin evlerinin açıldıkları dar sokaklar

Dağ eteklerinde yerleşimli evler, abbara denilen, üstü tuğla ve beton ile örülü geçitlerle, caddenin diğer tarafındaki cami, medrese, türbe, çeşme, kilise, hamam ve çarşının olduğu kısma bağlanıyor. Abbaralar, her ne kadar insanları yağmurdan ve güneşten korumak amaçlı yapılmışsa da zaman içerisinde çocukların oyun alanı ve sevgililerin buluşma yeri olarak da işlev görmüş. 

mardin-abbaralar
Abbaralar

Kentin dar sokaklarında yıllar boyu tek ulaşım ve taşıma aracı “eşekler” olmuş.

Yolunu kendi kendine bulabilen, merdiven çıkabilen, kentliler için hem taksi, hem çöpçü, hem saka ve hem de hamal olan eşekler, çöpçülere zimmetli ve belediyenin emeklilik hakkı olan kadrolu hizmetlileri.

Kentteki Çok İnançlı, Çok Kültürlü Yapı

İpek yolunun kavşak noktasında yer alan Mardin, aldığı göçlerle çok inançlı, çok kültürlü bir yapıya sahip olmuş. 16 yy.’ da Yahudiler, Ulu Cami ve Nusaybin tarafında yerleşmiş. Bu dönemde kent merkezinde daha çok Ermeniler ve Süryaniler oturmakta olup, Müslüman aileler ile birlikte kent ticaretini yönetmiş.

Savur, Mazıdağı ve Nusaybin civarında hayvancılıkla geçinen aşiretler ve kentin dış mahallelerinde de güneşe tapan Şemsiler yaşamış.

Bu çok kültürlü yapıyı halk, zaman içerisinde öylesine benimseyip kanıksamış ki, Mardin’de  aynı türkünün Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice versiyonları çokça duyulur ve söylenir olmuş.

Çok garip bir tesadüf eseri Mardin merkez gezimiz, geçen sefer 29 Ekim‘e, bu sefer de 30 Ağustos’a denk gelince, bizlerin resmi bayramına hürmeten kapalı oldukları için Protestan Kilisesi’ni bu gezi kapsamında da görmek nasip olmadı. Ama olsun! Kilisenin bu hassasiyeti bizi  ziyadesi ile memnun etti, hele de kendi diyanetimizin kendi ulusal kahramanlarımıza tavrını duyup, okuyunca…

mardin-Protestan-kilise
Mardin Protestan Kilise( Kapısındaki beyaz kağıtta “Zafer Bayramı nedeni ile kapalıyız” yazıyor.)

Mardin’in El Sanatları

Halife Ömer döneminden beri var olduğu bilinen ve Artuklular döneminde sikke basmak amacıyla kullanılan “BAKIRCILIK”, Eski Mardin evlerinin yapımında kullanılan taşlar nedeni ile “TAŞ İŞÇİLİĞİ”, tel işi anlamına gelen ve tel halindeki altın ve gümüşü bir tahta üzerine açılmış olan oyuklara kakarak veya gömerek yapılan bir süsleme sanatı olan “TELKARİ”, özellikle Midyat’ta gümüşün ve altın’ın sihirbazı olarak bilinen Süryanilerce icra edilen  “GÜMÜŞ İŞÇİLİĞİ ve YAZMACILIK ” bugün, Mardin çarşılarında, eski canlılığı ile olmasa da yaşatılmaya çalışılan sanatlar olarak göze çarpıyor.

Dokumacılığın ve Suriye yoluyla gelen kumaşların çokluğu nedeni ile “TERZİ” lik de yıllar boyu önemli bir sanat kolu olmuş ve Cumhuriyet döneminde Mardin insanı, şıklığı, modern giyimi ve modayı yakın takip etmesi ile göz doldurmuş.  

Soylu Panoraması İle Mardin

1930’ lu yıllarda Mardin’i ziyaret eden ve kent mimarisi hakkında araştırma yapan mimar Albert Gabriel, Mardin’i ilk gördüğünde şunları yazmış;
Bu Doğu kentinde çok ender karşılaşılan bir soyluluk havası var. Sokakları nispeten bakımlı, su bol olmasa da havanın saflığı ve temizliği gerçekten söylendiği kadar var. Ama Mardin’in en çekici yanı kente girer girmez göze çarpan panorama…

Albert-Gabriel
Albert Gabriel

Dilek Sabancı Müzesi’nde bunları okuduğumda, şehrin insanda uyandırdığı hissin, 90 yıl sonra da hiç değişmediğini fark ettim.

Yalnız bu satırlar elbette ki Eski Mardin için geçerli. Yeni Mardin, iki gezim arasındaki yaklaşık iki yıllık sürede bile öylesine büyümüş ve ülkenin hemen her yerinde olduğu gibi öylesine hızlı yapılaşmış ki, Eski ile Yeni arasındaki kalite ve asalet farkı hemen göze çarpıyor.

Bu durum gözümü korkuttu açıkçası. Kentteki hızlı büyümenin, kadim dokuya doğru da bir metastaz yapacağı endişesini yüreğimin derinlerinde hissettim. Hasankeyf, Kayaköy gibi örneklere bakıldığında bu endişem, hiç nedensiz değil üstelik..

Birlikte yaşam kültürü, farklılıkların zenginlik olduğu, tek tip yapıdan değişim, gelişim ve dayanışmanın çıkmayacağını görmek adına Eski Mardin’den öğreneceğimiz çok şey var. 

Onu yaşatmak ve benzer örneklerini çoğaltmak zorundayız…

Ağustos 2019-Kervan 41

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir