Işık yolu: LİKYA-2

Benim ikinci, Kervan’ın bu dönemki üçüncü etabında, Likya yolunun; Olimpos- Adrasan- Finike-Gelidonya Feneri-Yatarardıç- Demre ‘yi kapsayan yaklaşık 71 km’ lik bir parkuru yüründü.

Yolun, etapları uzun, inişleri çıkışları bol ve dik, su kaynaklarının az olduğu bir parkuru bu. Sağlam bir kondisyon ve trekking deneyimine sahip olmak gerekiyor tüm etaplarını yürümek için…

Çıkışlarda gözünüze takılan nefes kesen manzaralar zihninizin, inişlerde can suyu tadındaki yüzme molaları ile de bedeninizin rehabilitasyonu, ödülünüz oluyor yürüyüşün sonunda…

İnişli çıkışlı parkurlarda, hava size hiç beklemediğiniz ve her daim hazırlıklı olmanız gereken sürprizler yapabiliyor.

Dolu ve Fırtına Sürprizi

Biz bu anlamda ilk deneyimimizi, bu etapta yaşadık. 3.gün Yatarardıç’a çıkarken yakalandığımız dolu ve tipi bize doğanın hiç şakası ve yeri geldiğinde de hiç merhameti olmadığını gösterdi.

Dolu yağmur
Dolu ve yağmurdan sonra ( By G.Hayta)

Yani buralar deneyimsiz bir kişinin, sırf macera olsun diye öyle çantayı sırtlayıp gezeceği yerler değil aslında.

Ancak buna cesaret eden birini tanıdık kamp alanımızda. Ta Avusturalya’dan gelmiş, gencecik bir kızdı Stephanie ve tek başına yürüyordu yolu. Tipi sonrası o da bizim gibi fena ıslanınca kendisini ateşimizin başında konuk ettik. Umarız sorunsuz bir şekilde tamamlamıştır yürüyüşünü.

Benim için Likya, zorlu bir trekking parkurundan öte tarih demek, kültür demek, dünden gelen, bugüne verilen mesajların toplanıp dağıtılması demek.

Güzergahtaki Antik Kentler

Bu etap bu anlamda da oldukça zengindi. Aralarında Olimpos, Phoenikos (Yukarı Olimpos), Çıralı, Mavişehir (Gagai), Korsan Koyu ( Melanippe) Limyra, Phoinikos( Finike), Arycanda, Belos ve Papaz Kayası gibi Likya Uygarlığına ait antik kentler ile Kırkmerdiven, Alakilise ve Dikmen Tepesi gibi Bizans dönemine ait şapel ve kiliselerin bulunduğu pek çok tarihi mirası görmek mümkündü yol boyu..

Hepsini anlatamasak da en belli başlılarından bahsedelim biraz:

OLİMPOS

Olimpos “yüksek dağ” anlamına geliyor. Adını Batı Toroslarda Bey dağları grubunda yer alan ve yüksekliği 2366 m olan  Tahtalı Dağı’nın tarihteki adından alıyor .

Şehrin kuruluşunun Likyalılardan çok önceye dayandığı söyleniyor…

Likya ve Roma döneminde, konumu sayesinde Roma’dan, Suriye’ye ve Kıbrıs’a yapılan deniz ticaretinin hakimi olmuş..

Korsan saldırılarına çokça uğramış olmasına rağmen kent, Likya yolu üzerinde, günümüze kadar en iyi korunmuş antik kentlerden biri.

Likya Olimpos
Olimpos Antik Kenti (By G.Hayta)

Akçay veya Göksu adı ile bilinen Olimpos çayı kenti ikiye bölüyor. Alüvyonlar nedeni ile eski gücünü yitirmiş çay üzerinde, kalıntıları günümüze kadar gelmiş bir köprü bulunurmuş.

Kentteki Yunan, Roma ve Bizans dönemine ait yapılarından Roma dönemine ait olanlar köprünün daha çok sağ, Bizans dönemine ait olanlarsa sol tarafında yer alıyor.

Olimpos bugün müzekart ile girilebilen bir açık hava müzesi.

Gişeye yakın tarafta Olimpos’un yaşam alanları, iki katlı evleri yer alırken liman tarafına inildikçe nekropoller, tiyatro, hamam, kilise, kaya mezarı ve tapınaklar ile anıt mezarlar bulunmakta. Bunların en ünlüleri Antimachos ile

Antimachos’un Lahdi ( By G.Hayta)

üzerinde bir gemi kabartması ve bir şiir bulunan Kaptan Eudemos’un lahdi.

Kaptan-Eudomos-lahdi
Kaptan Eudomos Lahdi (By M.Akpınar)

Olimpos’u çok detaylı gezemiyoruz, yol yorgunuyuz yaklaşık 10 saatlik bir yoldan geldik ve önümüzde Adrasan’a gidebilmek için aşılması gereken koskocaman, dimdik 850 m yüksekliğinde Musa dağı var.

olimpos adrasan
Musa Dağı (By G.Hayta)

O yüzden Çıralı’yı ve Yanartaş’ı gezmeye zamanımız yok. Ancak önceden gezmiş olduğumuz için kısaca da olsa bahsetmeden geçmeyelim.

ÇIRALI – YANARTAŞ

Olimpos’un 3 km’lik sahilinin bitiminde Caretta Caretta’ lara ev sahipliği yapan bir belde Çıralı. Çataldağı’nın doruklarında Yanartaş veya Chimera ismiyle bilinen ve Olimpiyat meşalesine esin kaynağı olduğu düşünülen hiç sönmeyen ateşi ile ünlü.

İnsanoğlu, bilmediği, açıklayamadığı olguları belki biraz da tembelliğinin ve kolaycılığının etkisi ile kulaktan kulağa yayılan ve bire bin katarak anlatılan efsanelerle, mitlerle açıklamayı sevmiş ve seçmiş tarih boyu.

Efsaneye göre; kardeşini öldürdüğü için Chimera ejderhasının yaşadığı dağa sürgün edilir Bellerophon, hayatta kalabilmek için ejderhayı öldürmek zorundadır. Zor da olsa başarır bunu. Bellerophon tarafından yerin derinliklerine gönderilen ejderhanın, o günden beri hırs ve öfke ile ağzından alevler saçan Yanartaş’ın sönmeyen ateşini oluşturduğuna inanılır.

likya-yanartaş
Yanartaş

Likyalılar Bellerophon’u bu kahramanlığından ötürü ataları saymış ve ilk sikkelerinin bir yüzünde onun, diğer yüzünde Chimera’nın başını kullanmışlar.

Ancak böyle masallarla avunmayı sevmeyen bilim insanları yaptıkları araştırmalarla, dağda aslında hiç bulunmayan metan gazının, yüzeyin hemen altında bulunan ve nadir bir element olan “rutenyum”un katalizör etkisiyle ortaya çıktığını, gittiğinizde fark edeceğiniz üzere kokusunu dağın her tarafına yaydığını ve taşları yakan alevin de bu sayede yıllardır hiç sönmediğini saptadılar.

Yolumuza Musa Dağı üzerinden Adrasan’a doğru devam ediyoruz.

MUSA DAĞI

Volkanik özelliğinden dolayı kaya yapısı sert bir dağ. Dik çıkışlar ve inişleri olan yaklaşık 16 km’lik bir parkur.

Likya 2 başlangıç
Tabelalar (By S.Bektaş)

Çok sıcağa kalmamak ve grubu geciktirmemek adına belirli bir tempoda geçilmesi gerekiyor.

Oysa dağda insan tenine çok benzeyen pürüzsüzlükte, ölümsüzlüğü sembolize eden, antioksidan özelliği ile kozmetik ve parfümeri endüstrisinin baş tacı, sandal ağaçlarının envai çeşidi var sağda solda, durup seyredilecek ve fotoğrafları çekilecek.

sandal-ağacı
Sandal Ağacı (By G.Hayta)

Dağın yukarı kesiminde ise Phoenikos veya Yukarı Olimpos diye bilinen, Korsan kral Zeniketes’in halkının yaşadığı, tıpkı Xantoslular gibi Romalılara teslim olmamak için kendini ve halkını yakarak öldürdüğü şehri yer alıyor.

Define avcılarının bolca ziyaret edip talan ettiği kenti, biz zamansızlık ve yorgunluk nedeniyle ziyaret edemeden, yola devam etmek zorunda kalıyoruz…

ADRASAN

İlk günkü yolculuğumuz Adrasan’ın görsel şölen sunan nar bahçelerinde son buluyor.

adrasan-nar-bahçesi
Adrasan Nar Bahçeleri ( By G.Hayta)

Yol boyu satılan nar suları yorgunluktan tükenmiş bedenimizi  kamp alanına kadar taşıyacak enerjiyi yüklüyor. Bir anlamda şarj oluyoruz.

adrasan-kamp-alanı
Adrasan Kamp Alanımız (By G.Hayta)

Adrasan bu mevsimde, denizi ile dinginliği ile öylesine güzel ki. Anlatılması zor, yaşamak gerek..

adrasan-sahil
Adrasan Sahil (By G.Hayta)

FİNİKE

Sonraki durak Finike.

Likyalılar döneminin büyük kentlerinden biri olan Limyra’nın en önemli limanı imiş Finike. Önemli bir gemi inşa merkezi olmuş ve limana 30 km uzaklıktaki Arycanda’dan gelen sedir ağaçlarının ihracatı buradan yapılmış.

655 yılında burada Araplarla Bizanslılar arasında meydana gelen savaşta Bizans güçleri yenilince, antik kent büyük ölçüde tahribata uğramış.

KORSAN KOYU

Bir Likya- Roma kenti. Tarihteki adı Melanippe. Bir yarımadanın hemen altında neredeyse daire şeklinde bir koy.

likya-korsan-koyu
Korsan Koyu (By G.Hayta)

Yıllarca korsanların elinde tuttuğu bu koy, kıyıdan Finike limanına giden ticaret gemilerini pusuya düşürmek için kullanılan en uygun yer olmuş.

GELİDONYA FENERİ

Aslında Likya Uygarlığı ile ilgisi olmayan ama bu kültür yolunun sembolü haline gelen fener, 1936 yılında bir Fransız şirket tarafından burunda ters akıntılar nedeni ile çokça olan deniz kazalarını engellemek amaçlı yapılmış. Yıllar boyu bir aile tarafından çalıştırılmış. GPS sisteminin yaygınlaşması ile işlevini yitirmiş. Enfes manzarası nedeni ile trekking tutkunlarının uğramadan geçemedikleri bir durak olmuş Likya yolu üzerinde ve 2007 yılında da en güzel manzara seçilmiş.

Gelidonya-Feneri-2
Gelidonya Feneri (By S.Bektaş)

LİKYA FEDERASYONU

Likya 1 yazısında bahsettik, çoğunlukla ticaret ile geçinen 28 şehir devletinden oluşan ve federe bir devlet yapısı var Likya Uygarlığı’nın.

Şehirler Birliğe katkıları ölçüsünde Meclis’e temsilci gönderebiliyor.

Olimpos, Xantos, Patara, Pınara, Myra ve Tlos, Likya Birliği’nde 3 oy ile en yüksek oy hakkına sahip şehirler. ( Bugünkü Avrupa Birliği’nde Fransa ve Almanya tarzı bir konumları var yani.) Hatta bir yıllığına seçilen Meclis Başkanları ( Likyarch ) da sıklıkla bu şehirlerden seçiliyor.

Dünyada parlamenter demokrasinin öncüsü kabul edilen Yunanlıların aksine Meclis üyeleri askerlerden değil, sivillerden oluşuyor Likya Meclisinde. İnsan hakları bilinci oldukça gelişmiş olan Likyalılarda kadınlar da erkekler kadar üyelik hakkına sahip hatta Meclis Başkanı bile olabiliyorlar.

 Likyalılar yine önceki yazımızda bahsettiğimiz üzere bağımsızlığına düşkün bir halk.

 “Tam Bağımsızlık Ancak Ekonomik Bağımsızlık ile Mümkündür”

Bir devletin en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Vergi gelirlerinin artması ve ülke ekonomisinin güçlenmesi ancak serbest ticaretin artması ve yaygınlaşması ile mümkündür.

Dünya üzerinde serbest ticaretin iki tane olmazsa olmaz şartı vardır.  Bu, dün de böyleydi, bugün de böyle.

Biri güvenli bir yol ağı (ki Likyalılar tarihte şehirlerarası yollarını bir kayaya işleyerek dünyanın ilk karayolu haritasını yapan devlet olarak bilinir. Kaş’ta yaşayan İngiliz tarihçi Kate Clow haritayı bulmuş , 1999 yılında işaretlemiş, bu sayede de yürümekte olduğumuz LİKYA YOLU ortaya çıkmış.)

Diğeri hiç kimseye imtiyaz sağlamayan, hiç kimseyi kayırmayan, tüm serbest girişimcilere eşit mesafede bağımsız bir hukuk sisteminin varlığıdır. (Likyalılar bu anlamda da tarihte örnek bir anlayış sergilemiştir. Anayasalarının ilk dört maddesi bugünkü ABD anayasasının temelini oluşturur.)

Bunun 2000 küsur yıl önce idrakinde olan Likyalılar, Demre’deki Andriake limanına, Gümrük yasalarını anlatan ve bugün de hâlâ ayakta olan bir yazıt koymuşlar ve istisnasız herkesin tabi olacağı kuralları, dost ve düşmanlarına ilan etmişler.

Tarih, dünden yansıyarak bugünü ve geleceği aydınlatan bir ışıktır.

Işık ülkesi anlamına gelen Likya’nın tarihten gelen ışığının yansıması, bugünün güçlü ekonomileri Avrupa ve Amerika’nın yolunu aydınlatmaya, görüşünü keskinleştirmeye devam ediyor.

O ışığın hemen yanı başında olan bizler ise gözlerimiz kamaştığından mıdır, fara tutulmuş tavşan misali körleştiğimizden midir bilinmez, önümüzü göremez halde, sağa sola savrulup duruyoruz.

Bu körlükle,  “Anayasayı bir kere delmekten bir şey olmaz.” diyenlerin peşine takılıp serbest ticareti bitiriyor, ekonomiyi çökertiyor ve bağımsızlığımızı kaybetme noktasına geliyoruz.

Bugünlerde, dönüş yolunda otobüsümüze kesilen gözünün üstünde kaşın var tarzı cezalar ile devlete gelir sağlayıp, ayakta durmaya çabalıyoruz…

Kaynaklar: Likya Yolu-Kate Clow, Güneş Ülkesi Likya-Bonn Air Tours.

Ekim 2019-Kervan 41  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir