KAYSERİ

Geçtiğimiz hafta sonu Kervanımız tarih boyu pek çok kervanın konakladığı, ticaretin doğduğu, büyüdüğü, tarihte ilk kez yazılı antlaşmalarla kayda alındığı ve Ahilik teşkilatı ile birlikte kurumsallaştığı kervansarayları ile meşhur olan bir ilde, Kayseri ‘de konakladı.

Günümüz Kayseri’ sinin görünen yüzü ile derindeki yüzü birbirinden çok farklı ne yazık ki! Şehirde sadece panoromik bir gezi yapmakla yetinirseniz, bana göre Eskişehir’in kötü bir taklidinden öte bir şey göremezsiniz. Ama dünden bugüne tarihi ile, kültürü, doğası, dili, dini ve mutfağı ile çok daha ayrıntılı bir tanıma çabasına girerseniz, karşınıza Anadolu’nun hafızası olarak tescillenen bir kent çıkar.

Tarihi

Roma döneminde Casseria (Sezar’ın ülkesi ) olarak anılan kente daha eski dönemlerde Kaniş, Neşa, Mazaka gibi adlar da verilmiş. Tarih boyu Asur, Hitit, Roma, Pers, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar gibi pek çok devletin ya siyasi ya da kültür başkentliğini yapmış. Erciyes eteklerinde kurulu şehrin, ateşe tapan Persler için ayrıca “dini” anlamda da bir ayrıcalığı olmuş.

Tarihte İlk Hayvanat Bahçesi

Kayseri’de, Kaniş Krallığının hüküm sürdüğü dönemde, Kral Anitta’nın emri ile, bugün Sultan Sazlığı olarak bilinen bölgede dünyanın ilk Hayvanat Bahçesi kurulmuş.

Coğrafya Kaderdir

3900 küsur metre (küsuratı tartışmalı) yüksekliği ile eteklerinde kurulan kenti step iklimine mahkum eden Erciyes, İbn-i Haldun’un “ Coğrafya kaderdir.” sözünü doğrularcasına , tarım ve hayvancılığın dört mevsim yapılmasına engel olmuş ve insanları iyi birer tüccar olmaya neredeyse mecbur bırakmış.
Kayseri’nin ticaret ile olan ilişkisi Tevrat’a dahi girmiş.

Ahilik Teşkilatı

XIII. yüzyıla gelindiğinde burada yıllar boyu gelmiş geçmiş tüm esnaf ve zanaatkarlara örnek olacak bir oluşum çıkıyor karşımıza; AHİLİK… Ahiliğin doğduğu ve yayıldığı kenttir Kayseri.

Ahilik Teşkilatı’nın kurucusu Ahi Evran, Horasan göçmeni bir dericidir. Meslektaşlarının Rum ve Ermeni tüccarlar karşısındaki rekabet gücünün azlığını görünce, bir teşkilat kurmaya karar verir, sanayi ve ticaret ahlakını güçlendirmeyi, üretici ve tüketici çıkarlarını korumayı , güven altına almayı ve dayanışmayı amaç edinir. Amaçlarında öylesine başarılı olur ki zaman zaman kentte yönetim boşluğu doğduğunda teşkilat, yerel idarecilik görevini dahi üstlenir.

Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları)

Bununla da kalmayan Ahi Evran, karısı Fatma Bacı ‘ya Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatını kurdurarak dericiler çarşısının yanında dokumacı ve örgücüler çarşısının yer almasını sağlar. Anadolu Bacıları, tıpkı erkekler gibi askeri eğitimlere tabii tutulur, binicilik, kılıç ve ok atma teknikleri öğrenerek 1243 Moğol kuşatmasında şehrin savunmasında rol alırlar.

KÜLTÜR YOLU

kayseri-kültür-yolu
kayseri-kültür-yolu

Selçuklu döneminde ikinci başkent olarak kabul edilen ve Sultanların tahta çıkış, iniş törenlerinin yapıldığı kentte bugün, özellikle Kültür yolu üzerinde bu döneme ait görülebilecek pek çok eser mevcut.; Gevher Nesibe Hatun Külliyesi, Döner Kümbet, Hunat Hatun Cami.

Kayseri Gevher Nesibe Hatun Külliyesi

Medreseler ile Roma döneminden kalma surlar, Bizans dönemine ait kiliseler ve tabii bu şehrin çocuğu Büyük Usta, Büyük Mimar’ın ilk eseri olduğu söylenen Kurşunlu Camii… 
Ağırnaslı Koca Sinan’dan finalde bahsedeceğiz.

kurşunlu-cami
Kurşunlu Cami

Atatürk’ün kente gelişi

Atatürk 1919 ve 1934 Cumhuriyetin ilk yıllarında toplamda beş kez gelir kente. Gelişlerinde konakladığı ev, bugün müze olarak ziyarete açıktır.

Büyük Önder ilk gelişinde, külüstür bir araba ile, yolda kala kala Ankara’ya gitmekte iken konaklar Kayseri’ de .

Bunu hiç unutmaz ve sonraki her gelişinde yepyeni devrimlerle çıkar Kayseri halkının karşısına;Bir gelişinde eşi Latife Hanım’ı modern Türk kadını olarak vitrin önüne çıkarır, diğer gelişinde yeni alfabeyi tanıtır. Sonrasında ilk gelişine nazire yaparcasına, demir ağlarla ördüğü yurdunda, beyaz bir trenle çıktığı yurt gezisinde, uğradığı duraklardan biri olur Kayseri.


Son gezisi ise 1934 yılında, yıkımlardan gelen gencecik bir Cumhuriyetin 3. yılında Alman ortaklığı ile kurduğu ve 1931 ‘de tüm hisselerini satın aldığı inanılmaz bir projeyi, Uçak fabrikasını görmek ve incelemek üzere yaptığı gezidir.

Kayseri Lisesi

Bu ziyaretten sadece bir yıl sonra kentte Sümerbank bez fabrikası açılır. Sovyetler Birliği’nin desteği ile kurulan fabrika, kent halkı için sadece bir ekmek kapısı olmakla kalmaz, işçilerini kültür,sanat ve spor alanlarında da yetiştiren bir okul işlevi görür. Özelleştirilerek ortadan kaldırılana dek yalnız ülkemizin değil, az gelişmiş ve gelişmekte olan uluslara da örnek bir proje olarak vizyon sunar. Tüm bunlar Sinan Meydan’ın Akl-ı Kemal’in de ayrıntılarıyla anlatılır.

KAYSERİ MUTFAĞI:

Pastırma

Kışları uzun süren ve karasal iklimin hüküm sürdüğü Kayseri’de yeme içme alışkanlıkları da yine iklime göre şekil almıştır. Halk arasında pastırma olarak bilinen “bastırma”, tercihen büyükbaş hayvanların etinin kaya tuzu ile tuzlanıp, 4-5 m derinlikteki kuyulardan çıkarılan acı su ile yıkandıktan sonra, birbirine değmeyecek şekilde tellere asılarak, özellikle Kayseri’nin Atpazarı semtinde, bastırma yazında esen, tozdan arınmış, berrak rüzgarda 10-15 gün kurutulduktan sonra bir gün dinlendirilmesi ve çemene yatırılması ile elde edilir. Çemenlenen pastırma yenmeye hazırdır.

pastırma
Kayseri’nin meşhur pastırması

Mantı

mantı
Meşhur Kayseri mantısı

Mantı, Orta Asya ‘dan beri bilinen, Çinlilerden Türklere geçtiği söylenen bir yemektir.

Şamanist kültürün egemen olduğu dönemde Kayseri’ de yakılan ölülerin küllerinin konulması ve savrulması için columbarium denilen nişler yapılırmış.

Zamanla dinler değişip gömme geleneği ortaya çıktığında bu nişler korunmuş ve yörede güvercinlerin yuva yaptığı, nüfuslarının günden güne arttığı yerler haline gelmiş.

Bu dönemde halk, güvercinlerin yalnız gübrelerini kullanmakla kalmamış, etlerini de mutfağının ayrılmaz bir parçası haline getirmiş. İşte Kayseri mantısının sırrı da tam burada gizli:Gerçek Kayseri mantısının iç harcı güvercin etinin satırla doğranması ile elde ediliyormuş ve lezzeti de buradan geliyormuş. Mantıyı biz tatmadık, lezzeti konusunda tarihçilerin ve gurmelerin yalancısıyız tamamen..

Kayseride güvercinler
Kayseri’de güvercinler

Meşhur Gesi bağlarından elde edilen üzümlerden yapılan pekmezler, pestiller, sucuklar geçmişte uzun kış günleri için stok amaçlı yapılan yiyecekler iken bugün iç turizmin hediyelik ihtiyacını karşılamak üzere satılmakta…

Ve geldik Büyük Usta MİMAR SİNAN’a :

Bir gün Barcelona’ya yolunuz düşerse eğer, kente girişte yaklaşık 1 euro ayakbastı parası, ayrıca oraya kadar gitmişken gezip görmeden gelemeyeceğiniz, Gaudi’ye ait en meşhur yapılardan biri olan, para yutma makinesi, devasa Sagra de Familia’nın içine girebilmek için düşük sezonda 20 ila 30 euro arasında bir giriş ücreti ve duvarlardaki freskleri size anlatılsın diye de en az 50-100 euro arası bir rehberlik ücreti ödersiniz. Bunca parayı verdikten sonra öğrendiğiniz bilgiler, eğer bir sanat tarihi öğrencisi, mimar veya koyu bir dindar değilseniz de hiçbir işinize yaramaz.

Oysa doğduğu Ağırnas köyünden itibaren yaklaşık 100 yıllık süre boyunca Mimar Sinan’ın yaşamını, felsefesini, verdiği eserleri bedava sayılabilecek bir paraya izlediğinizde matematik, mühendislik, hat sanatı, akustik, şehir planlama, taş işçiliği, yapı maliyeti konusunda öğreneceğiniz ve günlük yaşam pratiği içerisinde işinize yarayabilecek pek çok konuda bilgi sahibi olabilirsiniz.

Mimar Sinan ‘ın ayak izlerini takip ettiğinizde öğreneceğiniz pek çok şey vardır ama şu sorunun cevabını asla bulamazsınız: Nasıl olup da deprem kuşağında, gevşek bir zemine kurulmuş, 1500’ lü yıllara ait bunca eser sapasağlam ayakta kalırken 2000’li yıllarda, bir megapolün göbeğinde inşa edilmiş bir bina, sarsıntıya bile ihtiyaç duymadan yıkılır ve 21 kişiye mezar olur?!?….

Demek ki neymiş?!

Atalara, ustalara, bilgiye saygı duymak yalnız önemli değil, bir o kadar da hayati imiş…!

Şubat 2019-Kervan41

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir