KARDEMİR

Kastamonu’dan Safranbolu’ya giderken Safranbolu’ya 9 km kala, 1937 yılında 15 haneli bir köy iken bugün nüfusu yaklaşık 248 bin olan bir ilden geçersiniz; KARABÜK.

Karabük ‘e geldiğinizde yolun sol tarafında, hikayesi  filmlere konu olabilecek bir fabrika seyahatiniz esnasında bir süre size eşlik eder; Karabük Demir Çelik ya da yaygın bilinen adıyla KARDEMİR..

Bahsi geçen hikaye biraz uzun, özetleyerek anlatmaya çalışacağım:

Genç Cumhuriyetin Ağır Sanayi Hamlesi

Genç Cumhuriyet, demir-çelik sanayi kurma kararını 1925 ‘de alır. Ancak ekonomik olanaksızlıklar projenin hemen hayata geçirilmesine izin vermez ve karar iki kez ertelenir. Ancak bu arada da boş durulmaz, Avusturya’dan ve Belçika’dan heyetler getirilerek fizibilite çalışmaları yaptırılır.
Avusturyalı Profesör Granigg, öncelikle ülkede demir çelik sanayi kurmaya elverişli demir cevherinin bulunup bulunmadığını, maden kömürlerimizin bu sanayide kullanılacak “kok” kömürü yapımına elverişli olup olmadığını ve fabrika için en uygun yerin neresi olacağını araştırır.

Fabrika İçin Karabük Seçiliyor

Sonunda Karabük, kömür havzasına yakın olması, demiryolu güzergâhında bulunması, yörenin işçi yerleşimine uygun ve jeolojik olarak da ağır sanayi kurulmasına elverişli olması nedeni ile tercih edilir.

1932 yılında Rus heyetinin gayreti ve projeyi canlandırması ile çalışmalar yeniden başlar.

Kardemir Karabük
Kardemir Bacaları

Dört yıllık bir hazırlık döneminin ardından,10 Kasım 1936’da İngiliz hükümeti ile 2,5  milyon sterlinlik kredi anlaşması imzalanır ve 3 Nisan 1937’de dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından Zonguldak’ın Karabük köyünde, Filyos Irmağı’nın kolları olan Soğanlı ve Araç çaylarının birleştiği çeltik tarlaları üzerine atılan temelle Türkiye’nin ve genç Cumhuriyet’in ilk ağır sanayi hamlesi başlatılmış olur.

Katır sırtında taş taşıyan köylülerin, inşaatta bir yıl çalışmaları karşılığında iki yılları affedilen mahkumların, İngiliz ve Alman mühendislerin gayretiyle inşaat üç yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede bitirilir. 

Kardemir’in İnşasında Emeği Olan Şair

Kardemir’in inşasında o zamanlar Çankırı cezaevinde yatan mahkumlar arasında bulunan ünlü bir şair ve yazarın, Nazım Hikmet’in de alın teri vardır.

KARDEMİR kurulduğu günden itibaren ülkenin yüz akı olur ve bu nedenle de özellikle 1950’li yıllarda Şah Rıza Pehlevi ve karısı Süreyya, Afgan Kralı Zahif Han, Habeşistan İmparatoru Haile Selasiye gibi pek çok önemli isim tarafından ziyaret edilir. 

Ziyaretçiler arasında yer alan Irak Kralı I.Faysal, acı bir tesadüf sonucu, ziyaretini tamamlayıp ülkesine döndüğü gün, bir suikaste kurban giderek öldürülür.

2002 yılında zor anlar yaşayan KARDEMİR’in bir diğer ilginç bir ziyaretçisi de CIA eski Başkanı James Woosley’dir…

Fabrika Zarar Ediyor

1980’li yıllarda;

  • “istihdama dayalı yanlış politikalar, 
  • Yeni yatırımların yapılamaması, 
  • Yüksek enflasyon ve ihtiyaçların yüksek faizlerle bankalardan karşılanması,
  • Fabrikanın ERDEMİR’ deki %25 lik payının bedelsiz olarak Kamu Ortaklığı İdaresine devredilmesi, 
  • Ayrıca “hurda “ adı altında denetimsiz şekilde Türkiye’ye giren kalitesiz kütük, ömrünü tamamlamış ray ve gemi saclarından yapılan inşaat demirlerinin yarattığı haksız rekabet KARDEMİR’i zor durumda bırakır, milyonlarca dolar zarar etmesine sebep olur.

Kimyasal kompozisyonu ve mekanik özellikleri standart dışı olan demirlerin ülkeye sokulması yalnız fabrikayı zor duruma sokmakla kalmaz, bu demirlerle yapılan binalarda 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde binlerce insanın ölmesine ve milyonlarca dolarlık maddi kayba neden olur.

Modernizasyonun zamanında yapılamaması da zararı katlar ve fabrika “özelleştirme” canavarının pençesine düşer. Alıcı çıkmaması halinde de kapatılması gündeme gelir. 

Bu karar, halkta, işçide, esnafta, iş adamı ve politikacıda infiale sebep olur, büyük bir direniş başlatılır. 

Fabrika Çalışanların ve Halkın Mülkiyetine Geçiyor

Karabük’ü Ankara’ya bağlayan yollar ile tüm iş yerleri kapatılarak hayat bir günlüğüne durdurulur. Sonunda direniş karşılığını bulur, tesisler 30 Mart 1995’ de, dünyada örneği görülmeyen bir şekilde, 1 liraya çalışanlara ve yöre halkına satılarak özelleştirilir. 

Özelleştirme sonucu KARDEMİR çalışanları %35,sanayici ve tüccarlar %30, esnaf ve zanaatkarlar %10, yöre halkı %25 hisse sahibi olur.

Modernizasyon  Çalışmaları İle Gelen Başarı

Özelleştirmeden hemen sonra modernizasyon ve tesis yenileme çalışmaları başlar. 1999 yılına kadar 250 milyon dolarlık yatırım yapılır. Ürün çeşitliliği arttırılır. Ülkenin ihtiyacı olan uzun boy ray, büyük boy profil, köşebent ve maden direği üretilmeye başlanır ve fabrika TCDD’nin en önemli stratejik ortağı olur.

Sonuçta bunca maceralı süreçten geçen fabrika, haklı olmanın verdiği dayanma ve direnme gücü ile 78. kuruluş yılı olan 2014 ‘de 331 milyon gibi rekor bir kâra ulaşır, bir varoluş, bir başarı destanı yazar.

Kardemir Modeli Tüm Fabrikalarda Uygulanabilseydi Keşke!

Bu destanı, tüm direnişe, tüm çabaya rağmen İzmit’te, SEKA’da yazmak mümkün olamadı ne yazık ki! 

Seka’lı günleri hatırlayan bizler, bir zamanlar bugün park olan alanda, paydos saatinde mavi kıyafetleri ile dışarı hücum eden, üretmenin ve bunun karşılığında bağımsız olabilmenin haklı gururu ile dimdik evlerine doğru yürüyen, Rus romanlarından fırlamış o insanları çok ama çok özlüyor, SEKA  parkı veya SEKA Kağıt Müzesi’ni gezerken, zaman zaman derin bir iç sızısı hissetmekten kendimizi alamıyoruz. 

Bizim parklarda  gezinmeye değil, çalışmaya ve üretmeye ihtiyacımız var milletçe…

Üretmek gibisi var mı? 

Mayıs 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir