GÜL DİYARI ISPARTA

Göller bölgesinin güneydoğu sınırını oluşturan, Türkiye’nin “Gül Bahçesi” olarak bilinen ISPARTA, TÜİK’in 2015 yılında yaptığı “illerde yaşam endeksi” araştırmasında en “yaşanabilir kent” seçilmiş. O yüzden gezilmeyi, görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Bu hakkı teslim etmek üzere çıktık yola ve şehirdeki ilk durağımız “gül hasadı” yapmak üzere gittiğimiz Gönen ilçesine bağlı Güneykent Beldesi oldu. 

Gül, 35 milyon yıllık geçmişe sahip, güzelliği ,ferahlatıcı kokusu, yiyecek ve içeceklere (gül şerbeti, güllü lokum, gül reçeli, gül suyu..) kattığı farklı lezzet, yapraklarının kadifemsi dokusu ve yanı başından hiç ayrılmayan bülbülün şakımaları ile beş duyuya hitap eden, çiçekler aleminin kraliçesi bir çiçek.

Yalnız tarımsal değeri ile değil Divan edebiyatından Halk edebiyatına, tasavvuftan, şarkılara, türkülere, süsleme sanatından, taş oymacılığına, duvar resimlerinden, tezhiplere ve kumaş dokumacılığına kadar pek çok alanda kullanılmış,

 Yunan mitolojisinde “Tanrıların çiçeği” olarak isimlendirilmiş, güzellikle özdeşleştirilmiş, hem Afrodit’in, hem de Sufizm’in simgesi olmuş.

Gül-diyarı-Isparta
Gül-diyarı-Isparta

GÜLÜN TARİHÇESİ

1889’ lu yıllarda Bulgaristan’ın Kızanlık bölgesinden Denizli’nin Çal ilçesine gelen bir tapu memuru, ülkemizde ilk gülü yetiştiriyor.

Bunu duyan, iyi bir medrese eğitimi almış, asıl mesleği dokumacılık olan İsmail Efendi de benzer toprak yapısına sahip Yalvaç’ta da gül yetiştirme hevesine kapılıyor. Önceleri başarısız olsa da yılmıyor. Yaklaşık 5 yıllık bir çabanın sonunda yalnız gül yetiştirmekle kalmıyor, gülü işlemeyi ve damıtmayı da öğrenerek, yörede gül odaklı bir ekonominin gelişmesine ön ayak oluyor.

Gül hasadının, sabahın erken saatlerinde ve gül yaprakları henüz nemliyken yapılması, maksimum verimlilik açısından oldukça önemliymiş. Zira 3.5 ton gülden ancak 1 kilogram gül yağı çıkarılabiliyormuş.

 Gül yağı, koku sabitleyici etkisi nedeni ile parfüm sanayinin vazgeçilmez bir ham maddesi ve gururla öğrendik ki dünya ihtiyacının %65 ‘i Isparta’dan karşılanıyor, bu ihracattan da ülkemiz yılda yaklaşık 10 milyon dolar gelir sağlıyormuş.

Bugün bu iki meraklı ve gayretli insanın yolundan giden, Güneykent belediyesi, bölge kadınları ile el ele vererek, düşük kar oranları nedeni ile gerileme dönemine girmiş “gülcülüğü”, iç ve dış turizm ile destekleyerek ayakta tutma ve ilerletme çabası içerisinde.

Bizce belediyeciliğin ideolojiden bağımsız, hizmet ve insan odaklı yapılanı, özellikle köylüye gerçek anlamda sahip çıkanı, her zaman saygıyı ve özel bir alkışı hak ediyor.

Isparta, adeta bir çiçek serası gibi. Envai çeşit kır çiçeğini gezdiğiniz her yerde, yol boyu görmeniz mümkün. 

Keçiborlu tarafındaki lavanta tarlaları gezimizi Haziran ayı başında yaptığımız için henüz açmamıştı birkaç öbek dışında. Tarlaların mora boyanmış halini göremedik dolayısıyla. Artık çaresi yok bir temmuz ayında yolumuzu tekrar düşüreceğiz oralara, lavantaların açmış halini görecek ve lavantayı anlatacağız mutlaka …

Isparta-lavanta-bahceleri
Isparta-lavanta-bahceleri

GÖLLER BÖLGESİ

Göller bölgesi Konya, Afyon, Denizli, Burdur ve Isparta illeri ile sınırlı, volkanik ve tektonik hareketlerle oluşan çukurlara zamanla suların dolmasıyla ortaya çıkan, bazıları kurumaya yüz tutmuş, irili ufaklı pek çok gölü kapsar.

En belli başlıları; Acıgöl (Afyon-Denizli arası), Akşehir gölü (Konya-Afyon), Burdur gölü, Eber gölü (Afyon), Eğirdir gölü (Isparta), Ilgın gölü (Konya), Kovada gölü (Isparta), Suğla gölü (Konya) ve Beyşehir gölü (Isparta-Beyşehir arası) dür.

İki günlük gezimizin ikinci gününün ilk saatlerini, bölgenin Isparta tarafında yer alan göllerden Eğirdir ve Gölcük göllerine ayırdık.

Eğirdir GÖLÜ

Eğirdir gölü; Göller bölgesinin en önemli göllerinden biri. 517 km2 lik yüzölçümü ile Türkiye’nin dördüncü en büyük gölü olma özelliğine sahip. Deniz düzeyinden 916 m yükseklikte ve  ortalama derinliği 12 m civarında. Yeraltı su kaynakları ile beslendiğinden göl sularınının bulanmadığı söyleniyor. Tatlı olan suyunda başta levrek, çapak, sinez gibi balıklar yaşıyor.

GÖLCÜK

Isparta’nın güneybatısında yer alan Gölcük, yerden 1380 m yüksekte yerleşimli bir krater gölü. Yağmur suları ve dipten gelen kaynaklarla beslenen göl bir kapalı havza olmasına rağmen tatlı bir suya sahip.

Her iki gölün de çevresinde piknik sevenlerin ayrılmak istemeyeceği mesire alanları, kartpostal tadında fotoğrafları çekilebilecek, yetenek ölçüsünde resimleri yapılabilecek, bakmaya doyulmaz manzaralar ile  bol bol yürünüp, koşulabilecek veya bisiklet sürülebilecek parkurlar mevcut. 

Ahh bir de şu piknikçilerin bıraktıkları çöplerin yarattığı görsel kirlilik olmasa, oralarda gezmenin  tadına doyulmayacaktı ama !!!

ISPARTA ETNOGRAFYA MÜZESİ

Halıları ile meşhur Isparta’da heybeden kilime, kilimden halıya Anadolu’da kullanılan yaklaşık 3000  çeşit dokumanın sergilendiği Isparta Etnografya Müzesi, 2013 yılında açılmış. 12 katlı bir kuleden oluşan ve en üst katında seyir terası da olan müzeden Isparta panoraması gerçekten nefis görünüyor. Halı ve kilimlerin yanında, dokuma tezgahları, at arabaları ve antikaların bulunduğu müze, uzun uzun hiç sıkılmadan gezebileceğiniz, bugüne kadar gezip gördüğüm benzerleri içerisinde en fazla ve farklı çeşidi barındıran müzeydi diyebilirim. 

İSLAMKÖY

Isparta’daki son durağımız adı siyasi hayatımızın önemli bir figürü ile özdeşleşmiş ve bu nedenle ünlenmiş Atabey ilçesine bağlı bir köydü: İSLAMKÖY

İslamköy’de Süleyman Demirel Külliyesini ziyaret ettik.

Yaklaşık 36 yıl, siyasi hayatımızda parti lideri, başbakan ve 9. Cumhurbaşkanı olarak var olan Demirel’in doğup büyüdüğü, 1920 yılında inşa edilen, 1979 yılına kadar ailesi tarafından kullanılan, evlendikten sonra da bir süre ikamet ettiği, doğduğunda kulllanılan beşiğinin ve diğer özel eşyalarının sergilendiği ev ve çevresi, finansmanı aile tarafından karşılanarak düzenlenmiş, “külliye” olarak tasarlanmış ve 2014 yılında, sağlığında kendisi tarafından hizmete açılmış.
İçerisinde bir Demokrasi Müzesi barındıran bu yerleşkeye, son yıllarda moda haline gelen ve bir çeşit Osmanlı özentisini çağrıştıran “külliye”adının verilmesini biraz garip bulsam da güzel düşünülmüş, iyi tasarlanmış, çevre ile uyumlu, gezilmeye görülmeye değer bir yapı olduğunu söylemeliyim.

İslamköy’e gittiğinizde eğer bizim kadar şanslı iseniz, İslamköy Dayanışma Derneği’nin yemeğine denk gelir, güzelce ağırlanır, yöresel yemekleri, otantik kaplar içerisinde, köy meydanında kurulan bir şenlik atmosferinde topluca yer, tıka basa karnınızı doyurup yolunuza devam edersiniz..

Şunu gördük ki;Isparta, iki günde gezilip görülebilecek bir şehir değil. Coğrafi ve sosyolojik özellikleri kadar tarihi özelliklerini de görmek ve öğrenmek isterseniz 4-5 günlük bir zaman dilimine ihtiyaç var. 

Bunu bir keşif gezisi olarak kabul edip Antik kentleri, Türkiye’nin en büyük mağarasını, kiliseleri görmek üzere tekrar gitmeyi planlarımız arasına alarak ayrılıyoruz kentten.

 Haziran 2016- Gezi DOSTLARI

One thought on “GÜL DİYARI ISPARTA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir