HOŞGÖRÜ YOLU 2- İZNİK

Hoşgörü Yolu’nun nihai hedefi olan Ayasofya’ya ulaşmak için öncelikle toplamda 37 köyü olan İznik’in Hacıosman, Gürmüzlü, Elbeyli gibi Gürcü köylerinden geçmek ve Gürmüzlü köyünün çıkışında, Roma döneminden kalma bir yapı olan Dikilitaş’ı ziyaret etmek gerekiyor.

Zira Dikilitaş, Hoşgörü Yolu’nun Evliya Çelebi ve Sufi Yolları ile kesiştiği noktada bulunuyor.

iznik dikilitaş
İznik Dikilitaş ( By Gökçen AKAR)

Dikilitaş

Birbiri üzerine konumlanmış 5 taştan oluştuğu için “beştaş” da deniliyor.

MS II. yy’da Cassius Philiscus adına yapılmış bir anıt mezar aslında .Cassius Philiscus Nikaia’da dönemin zenginlerinden biri. MS. 66 yılında Nero tarafından servetine el konularak sürgüne gönderiliyor. Sürgün hayatı hükümdarlık el değiştirip Galba başa geçene kadar sürüyor. Philiscus’un, Vespasiasnus ve Titus devrinde kent kapılarını yaptıran ve aynı zamanda İmparatorun kültür başrahibi olan G.Cassius Chrestus’un ya babası ya da kardeşi olabileceği yönünde de tahminler var…

Dikilitaş, aynı zamanda bir yön taşı ( tabela) işlevi de görüyor. Taşın bir yanı Nicomedya, bir yanı Nikea ve diğer yanı da Konstantinapol’ü gösteriyor.

Biz rotanın bu kısmını ne yazık ki yürüyüşümüz günlerin çok kısaldığı bir döneme denk geldiği için pas geçmek zorunda kaldık.

İnşallah bahar döneminde Gürcü köylerinden çıkarak, zaman zaman Roma dönemi sütunlarını masa olarak kullanan köy kahvelerinde mola vererek, orta zorlukta olduğunu öğrendiğimiz bu parkuru, Dikilitaş’a ve İznik’e kadar yürüyerek tamamlamak isteriz. Organizasyon sorumlumuz Sevgili Nurten Aktaş’a duyurulur!

Dikilitaş’tan başlayarak yaklaşık 2,5 km’lik bir yol kat ettiğinizde tarihi İznik kentine, kuzeyde yer alan İstanbul Kapı tarafından girmiş oluyorsunuz.

Açık hava müzesine HOŞGELDİNİZ!

Evet bilinen tarihi M.Ö 300‘lü yıllara  kadar giden, 5 medeniyete ev sahipliği ve 4 medeniyete başkentlik yapmış bir açık hava müzesi karşınızda artık !

Görecek, gezecek, anlatacak o kadar şeyi var ki bu kendisi küçük, birikimi büyük kentin, değil saatler, günler, haftalar yetmez her ayrıntıyı görüp incelemeye…

(By Emel PALA)

Başlayalım..

Adı nereden geliyor?

M.Ö 300’lu yıllarda bir Helen yerleşimi olan İznik, bağları ile ünlüymüş.

O yüzden de şehrin adı Farsça üzüm anlamına gelen “engürü” ya da Yunanca koruk anlamına “anguri” den köken alan Angora- Ankara olarak anılıyormuş..

(Oldukça verimli bir ova üzerinde kurulu İznik’ten Almanya, Hollanda gibi ülkelere 1960’larda anlamlı üzüm ihracatı yapılıyormuş.) Ayrıca bolca sebze ve meyve üretilen İznik ovası, Bursa’nın meşhur kestane şekerinin de doğum yeri imiş meğer, ben de yazı ile ilgili araştırma yaparken öğrendim.

Şehir İskender’in komutanlarından Antigonius tarafından kurulmuş ve onun adı ile anılmış bir süre: Antignea.

M.Ö 310’da kenti ele geçiren Lysimachus adı, karısına atfen Nikea olarak değiştirmiş.

Bu ad yaklaşık 1000 yıl, 1330 yılında şehir Osmanlı idaresine geçene kadar  kullanılmış.

Osmanlılar ikinci başkentleri yaptıkları kente “İZNİK” adını vermişler. (“İs” Rumca bir ön ek olup “sur içinde” anlamına geliyor. İsnikaia zamanla Türkçeleşerek “İznik” e dönüşmüş..)

Surlar ve Kapılar

İstanbul’dan sonra en uzun surlara sahip kent unvanını taşıyor İznik.

Surlar M.S 258’den 1222’ye kadar muhtelif dönemlerde inşa olunmuş.

İstanbul surlarında olduğu gibi bir esas duvar, onun önünde ikinci bir duvar bundan sonra da bir müdafaa hendeği yer alıyor.

iznik surları
İznik surları

Surlarının uzunluğu 4970, yüksekliği 10-13 m olup üzerlerinde yuvarlak ve kare şekilli 114 burç bulunuyor.

Zamanında kente giriş çıkışlar 4 ana ve 12 tali kapıdan yapılıyormuş;

  • Kuzey-İSTANBUL KAPI
  • Doğu-LEFKE KAPI
  • Güney-GÖL KAPI
  • Batı-YENİŞEHİR KAPI

Tüm bu kapılar merkezde Ayasofya önünde birleşiyor.

İznik’de ev sahipliği yaptığı dört medeniyete ait eserleri bir arada görmek mümkün:

Roma Dönemi Eserleri

Kapılar:
İstanbul Kapı ve Lefke Kapı İmparator Hadrianus, Yenişehir ve Göl Kapı ise İmparator Claudius II zamanında yapılmış.

İznik Lefke kapı
İznik Lefke kapı

Şehirde Roma döneminden kalma diğer yapılar jimnaz, su yolları ve Ayasofya’nın hemen arkasında Büyük Tören mahalli olarak biliniyor.

İznik Göl Kapı
İznik Göl Kapı ( By G.AKAR)

Bizans Dönemi

Bizans döneminin en önemli eserleri ise; Ayasofya, Koymisis ve Ayatirifon Kiliseleri, Bizans Sarayı, Ayazma ve sarnıçlardır.

Ayasofya Kilisesi (Cami):
M.S 4 yy da bir bazilika olarak inşa edilen kilise, savaşlarda ve depremlerde hasar görmüş. Türklerin eline geçtikten sonra biri Mimar Sinan döneminde olmak üzere üç kez elden geçirilmiş.

İznik Ayasofya
İznik Ayasofya ( By G.AKAR)

Orhan zamanında Osmanlıların şehre egemen olması ile camiye çevrilen kiliseye, mihrap ve büyük kemerler yapılmış ve bu kemerler çini ile süslenmiş..

Sonrasında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün çalışmaları ile kilise olduğu dönemden kalma taban mozaikleri ve bazı freskler yeniden gün yüzüne çıkarılmış.

Bizans Sarayı (Senatüs):
Şu an göl suları altında kalan ve çıkarılmaya çalışılan Saray, tarihte I,II ve VII. konsüllerin toplandığı ve Hristiyanlığın temelleri sayılan;

  • Teslis inancı ve İsa’nın tanrısallığı (I. Konsül- M.S 325)
  • Putperestlik (II.Konsül)
  • Ortodokslar arasında Azizlerin tasvirleri konusunda çıkan anlaşmazlığın giderilmesi (VII. Konsül) ..

gibi konuların karara bağlandığı mekan olarak dini ve tarihi bir önem taşıyor.

İznik senato saray
İznik Senato Sarayı ( By G.AKAR)

Yani Saray çıkarılıp aslına uygun restore edilse, bugün Vatikan ile yarışacak bir “hac” mekanı olması işten bile değil aslında.

Selçuklu Dönemi

Şehirde bu dönemden geriye kalan tek mimari yapı, İstanbul Kapı tarafındaki “İsmail Bey hamamı” olup o da oldukça harap vaziyette.

Osmanlı Dönemi

İznik, tarihte stratejik olarak önemli bir konumda yer alır uzunca bir süre…

O dönemde geçilmesi imkansız İstanbul surlarını aşamayan Türklerin, Rumeli’ye geçmek için tek alternatifleridir bu kapı…

Bizanslılar da aynı sebeple, Hristiyanlığı Doğu’ya yaymak için kapıyı elde tutmak ister.

O yüzden çevresi surlarla örülü ve zapt edilmesi kolay olmayan şehri almak için çok uzun bir kuşatma geçirir Sultan Orhan hatta adını taşıyan camiyi ve imareti surların dışına yaptırmak zorunda kalır.

Kuşatma sırasında yardımına gelen Özbekler ve Kırgızlar‘ın bu anlamlı desteklerini unutmayan Sultan, şehri aldıktan sonra onlar adına teşekkür amaçlı birer tekke yaptırır.

İznik Özbek Cami
İznik Özbek Cami ( By G.AKAR)

Başkent İznik

İznik’in alınması ile Osmanlı’nın idari merkezi değişir.

II. Başkent olma ünvanı taşıyan İznik’e kadı olarak Çandarlı Kara Halil atanır..

Kadı ve ailesi şehirde zaman içerisinde hummalı bir imar faaliyeti başlatır;

  • Cami ( Yeşil Cami, Mahmut Çelebi Cami, Yakup çelebi Zaviyesi..),
  • İmarethane (en meşhuru I.Murat’ın annesi Nilüfer Hatun adına yapılanıdır ve bugün, tadilatı bir türlü bitirilemeyen “şehir müzesi” olarak işlev görmektedir.)
  • Hamam
  • Medrese ( toplamda 12 tane açılmış, bunlardan bugüne sadece “Süleyman Paşa Medresesi” gelebilmiştir.)

yaptırılır. Yaptırılan medreselerde Davudi Kayseri gibi dönemin ünlü müderrisleri ders verir..

Yeşil Cami

O dönem camilerinin en meşhuru Çandarlı Halil Hayretin Paşa’nın Mimar Hacı Musa’ya yaptırdığı Yeşil Cami’dir.

İznik Yeşil Cami
İznik Yeşil Cami ( By G. AKAR)

 Merkez kubbeli Cami mimarisinin ilk örneklerinden olan caminin minaresi çini tuğla ile yapılmıştır. İsmini de minaresindeki bu yeşil tuğlalardan alır.

Türbeler Şehri İznik

Şehir turu sırasında, çoğunluğu Lefke Kapı tarafında olmak üzere, bolca türbe göze çarpar.

İznik sarı saltuk
Sarı Saltuk Türbesi

Bunlar Şeyh Kutbeddin, Eşref-i Rumi gibi müderris ve düşünürlere, Çandarlı Ailesi fertlerine,  Sarı Saltuk ve Abdülvahap Sancaktari.. gibi şehrin alınmasına katkı sağlamış kahramanlara aittir.

İznik-Candarlı Kara Halil Türbesi
İznik-Candarlı Kara Halil Türbesi ( By G.AKAR)
Huysuzlar Türbesi

Türklerin Şamanist döneminden kalma bir gelenek, İznik alındıktan sonra burada inşa olunan bir türbede yaşatılmaya devam eder bir süre daha.

Eski Türkler yaramaz çocuklarını, Uma Tanrısı’nın makamı olarak kabul edilen yerlere götürür ve buralarda beşiklerinin içinde bir nevi dua sayılabilecek ninnilerle tedavi eder ve sonrasında da çocukların üzerindeki elbiseleri çıkarıp türbede bırakarak çırılçıplak evlerine getirirlermiş.

Bugün çocukları korkutmak için kullanılan “Seni Umacı’ya veririm!” tabiri de bu gelenekten çıkmaymış..

İznik’te Çinicilik

Aslen Uygurlulara ait bir sanat çini.

(By E. PALA)

Eskiden çininin imal yeri İran’ın Kaş şehri olduğu için “Kaşi” sanatı olarak da geçer ismi tarihi kaynaklarda.

Sanat, Selçuklular tarafından Anadolu’ya getirilir. İlk örnekleri Konya’da II. Kılıçarslan’ın Sarayında bulunur.

Osmanlılarda ise çini ilk defa Çelebi Mehmet zamanında, Bursa Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’de kullanılır.

Sanat altın çağını 16. yy ortalarında yaşar. Bu dönemin en güzel eserleri olan İstanbul’daki Rüstem Paşa Cami, Topkapı Sarayındaki Altın Yol ve  III. Murat’ın dairesindeki çiniler, İznik imalatıdır.

İznik çinileri boya ve motifleri bakımından çok özeldir. Önceleri geometrik desenli olan motifler zaman içerisinde yerini lale, gül, sümbül, nilüfer gibi çiçek motiflerine bırakır..

İznik Çini
(By G.AKAR)

17 yy dan itibaren harpler ve isyanlar nedeni ile sanat önemini kaybetmeye başlar..

Günümüzde , Ayasofya’dan Lefke kapı’ya çıkan yolun sağ tarafında yer alan birkaç sokaktaki atölyelerde, adı İznik ve Kütahya ile özdeşleşmiş bu kadim sanat, zorlukla da olsa yaşatılmaya çalışılıyor.

Son Söz

İznik gün batımı
Gölde gün batımı ( By G.AKAR)

Güneş gölün üzerinde benzerini çok az yerde görebileceğiniz güzellikte batarken bitti yolculuğumuz, Hoşgörü Yolu’nun son durağı İznik’te.

İznik, bu göz alıcı geçmişi ile sokaklarından her gün binlerce yerli ve yabancı turistin geçmesi gereken bir kent.

Açık hava müzesi kimliği ile bir “Pompei”, Hristiyanlığın temellerinin atıldığı yer olma özelliği ile bir “Vatikan”, çini sanatında ki tarihi başarısı ile bir “Murano” veya bağları ile bir “Bordeaux” olabilirmiş. Oysa atalarımızın bin bir zorluk ve çileyle alıp ellerinde tuttuğu, taşıdığı potansiyel ile yöre, bölge ve ülke ekonomisini şahlandıracak bu kıymet, ne yazık ki bizim elimizde ola ola sadece “YAZIK” olmuş, “ZİYAN” olmuş!

Kasım 2019-KERVAN 41

4 thoughts on “HOŞGÖRÜ YOLU 2- İZNİK

  • 6 Aralık 2019 tarihinde, saat 10:55
    Permalink

    Yine süper bir gezi yazısı.Eline ,emeğine, yüreğine sağlık. Böyle güzellikleri gururla, bir o kadar da içim acıyarak okuyorum. Yeterince değer bulmadığı için üzülüyorum. Bizde gerçek değerler ne zaman ön plana çıkacak?Ne zaman gerçek değerini bulacak?Bir bilinmeze doğru savruluyoruz. Pes etmeyelim.Israrla söylemeye, anlatmaya devam edelim,senin gibi.Kolay gelsin.

    Yanıtla
    • 10 Aralık 2019 tarihinde, saat 22:39
      Permalink

      Çok teşekkür ederim, amacımız farkındalık yaratmak. Değerini yeterince bilmeden anlamadan korumak mümkün değil..

      Yanıtla
  • 6 Aralık 2019 tarihinde, saat 12:10
    Permalink

    Leyla Hanım, sizinle briç ortamında tanışıklığımız var, yazılarınızı okuyorum, gerek özgünlük gerek içtenlik gerekse yalınlık yönünden çok hoş. Hatırı sayılır bir sanat diline sahipsiniz. Tebrik ediyorum.

    Yanıtla
    • 10 Aralık 2019 tarihinde, saat 22:38
      Permalink

      Çok teşekkür ederim takip ettiğiniz için.Bunları duymak da ayrıca güzel ve cesaret verici. ..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir