KAVALA, HALKİDİKİ ve ATA TOPRAĞIMIZ SELANİK

Kavala ve Selanik gibi duraklardan geçerek Yunanistan’ın Maldivleri olarak bilinen Halkidiki’de yaza veda etmekti bu gezinin düzenlenmesinin öncelikli amacı.

halkadiki-maldivler
Yunanistan’ın Maldivleri Halkidiki (By M.ÇAMUR)

Benimse deniz ve güneşten çok bu ara duraklar, özellikle Atatürk’ün doğduğu ev, yaşadığı sokak ve kenti görme  düşüncesi ilgimi çekmişti geziye katılırken…

Kavala’da Kahvaltı

Uzunca ama keyifli bir otobüs yolculuğunun ardından vardığımız ilk durak Kavala’da, kahvaltımızı yapıp kurabiyelerin tadına baktıktan sonra şehri gezmeyi dönüşe bırakıp, Selanik’in yolunu tuttuk.

Tabelalar

Keyifli sohbetler arasında, camdan dışarıyı seyrederken yol boyunca gözümüze çarpan tabelaların, tarihten gelen husumet hisleri ile biraz mesafeli olduğumuz bu ülke ve insanlarının bize çok başka, çok iç acıtan bir yüzünü gösterdiğini,neden sonra farkettik.!

Nea- (ön ) ve –i son ekleri içeren bu tabelalarda Türklere çok tanıdık gelen isimler yer alıyordu; Nea Fokea ( Yeni Foça), Nea Mudania, Neus Marmaridis, Nea Karvali ( Kapadokya-Ürgüp), Menemeni.. gibi.

Mübadele

Evet bunlar mübadele ile Anadolu’dan göç etmek zorunda kalmış, ayrıldıkları toprakları unutamamış insanların yerleşim bölgeleriydi.

Keşke durup konuşmaya biraz vaktimiz olsaydı diye düşündük !

Eminim devletine değil ama Yunan halkına bakış açımızı çok değiştirecek hikayeler duyar ve dinlerdik.

Bir çeşit Fantom ağrısı gibi yaşamışlar acılarını, tabelalardan öyle anlaşılıyor. Hani kesilip atılan uzvun ağrısını hastalar uzunca bir süre, uzuv yerindeymiş gibi hissederler ya, onun gibi…

Ve Selanik

Selanik’e girdiğimizde şaşkınlığımız iyice arttı.

selanik-2
Selanik ( (By M.ÇAMUR)

Yalnız isimler değil şehirler de benziyordu Türkiye’dekilere. Bu, en başından beri mi böyle miydi, yoksa Yunanlılar çok isteyip de alamadıkları İzmir’in bir benzerini Ege’nin diğer yakasında mı inşa etmişlerdi, bilemedik.

selanik sahil
Selanik (By M.ÇAMUR)

Benzerlikler şekille de sınırlı değildi üstelik:

Gezinin ikinci günü  akşam Selanik turu yaparken, hoş kokularına dayanamadığımız ve farklı tatlar denemek istediğimiz için bir pastaneye girdik.

Pastanede, bizim pastanelerimizde görmeye alıştığımız pek çok lezzet, üstelik aynı kokularla ve çekicilikle rafları süslüyordu.

Kazandibi

Gezerken bir ara gözüme “kazandibi” ilişti. “ Yok artık!” dedim.” Bunu da mı yapmışlar?” Üstelik adındaki “kazan” bölümünü de değiştirmeden kullanmakta sakınca görmemişler.

halkadikide-kazandibi
Kazandibi ( telaşla ancak bu kadar çekebildik.)

İlginç geldi, fotoğraflamak istedim. Zira kazandibinin III. Selim döneminde  Osmanlı mutfağında yer alan bir tad olduğunu izlemeyi sevdiğim yemek programlarından birinde duymuştum.

Satış elemanı beni ve çekim yaptığım telefonu fark etti, eliyle yasak işareti yaptı. Şaka yapıyor sandım ama bakışları, tavrı hiç de  şaka yaparmış gibi değildi. Nedenini sorduğumda “ulusal politika” gereği dedi.

Şaşırdım…

Bir tatlıyı fotoğraflamayı bile “ulusal politika” meselesi haline getirecek kadar paranoya içinde olan bir toplumla karşılaşmak, kozmik odasını ziyarete açacak kadar şeffaflaşan bizler için son derece şaşırtıcı ve sarsıcı bir deneyimdi…

Kültüre Sahip Çıkmak

Sarsıntının etkisi geçince düşündüm biraz ve çocuğa hak verdim… Kültüre sahip çıkmak – ister alıntı olsun, ister çalıntı – millet olmanın bir gereği. Biliyoruz ki koruyamadığımız her değer, er ya da geç, kaybedilmeye mahkum.

Müzelerimizde, yasak bölgelerimizde gizli veya açıktan fotoğraf çeken turistlere misafirperverlik adı altında gösterdiğimiz aymazlık aklıma geldi de, içim acıdı…

Aslında kültürün bir parçası olan yeme içme alışkanlıklarımızın Yunanlılarla bu kadar çok benzeşmesi hiç tesadüf değil. Ben bunu, pek çok aşırı milliyetçimiz gibi “hırsızlık” olarak da değerlendirmiyorum. Osmanlı döneminde, araya nifak tohumları ekilmeden önce iki millet, uzun yıllar bir arada,kardeşçe yaşamışlar..

Ayrıca mübadele ile iki taraf arasında yaklaşık 2 milyon insan yer değiştirmiş. Bunlar yalnız bedenlerini değil, alışkanlıklarını, aidiyetlerini ve mutfak anlayışlarını  da beraberlerinde götürmüş veya getirmiş.

Atamızın Evi

Söylemiştim, Ata’nın evini gezme isteği benim bu geziye katılmamın temel nedenlerinden biriydi.

selanik-atatürk-evi
Ata’nın Evi (By M.ÇAMUR)

Ancak gidince tam bir hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim.

Elbette onca savaşın, onca yıkımın yaşandığı bu topraklarda  evin birebir korunmuş olmasını beklemiyordum ama 1950’li yıllarda Atatürk’ün evine bombalı saldırı haberini  alarak galeyana gelen ve bu  asparagasa inanarak 6-7 Eylül’de onca masum insanı canından, malından eden ateşli milliyetçilerden bu yana, ne kadar çok şey değişmiş meğer…!

Dijital Müze

Evet, belki ev ayakta, yıkılmamış ama asla ruhu olan, yaşayan bir ev değil. Yaşayan bir ölü adeta, her yerde görebileceğiniz türden dijital bir müze. Üstelik rehberimizin söylediğine göre Selanik’in turistik haritasında bile yer almıyormuş.

selanik-atatürk-müzesi
Dijital Fotolar
Alman Turist

Gezimiz sırasında rehberimizin yaşayıp sonrasında bize anlattığı bir olay da ayrıca can sıkıcıydı. Evi gezmekte olan orta yaşın üzerinde bir Alman turist Atatürk’ün bir Yunanlı olduğunu iddia etmiş. Bunu, adı AtaTÜRK olan birini Yunanlı sayan Almanın cehaletine mi vermek gerek, yoksa yaşadığı yüzyılın en büyük devlet adamı seçilen birini dünyaya yeterince tanıtamamış olduğumuz için kendimizden utanmamız mı? Bilemedim.

Belki de “ dünya lideri” yetiştirme konusunda dün ve bugün ispatlanmış başarımızın verdiği özgüvenle ihtiyaç duymuyoruzdur, kimbilir !?!

Tarihle Hesaplaşma

Tarihi mekanları gezerken fark ettik ki Yunan halkının demeyelim  ama Yunanlı politikacıların tarihle hesaplaşması hiç bitmemiş ve bitirmeye de niyetleri yok gibi. Bunu nereden mi çıkardık? Osmanlı’dan kalan eserlere yapılan muameleden.

Kiliseye çevrilmiş olan camiler bakımlıyken, aynen korunması gerekenler tadilat masrafları UNESCO tarafından karşılanmış olmasına rağmen tadil edilmemiş, tadilat olabildiğince geciktirilmiş veya adeta kaderlerine terk edilmiş gibi…

selanik-cami
Selanik’te bitmeyen tarihi cami tadilatı

Kavalalı Mehmet Paşa

Sadece Kavala’da, Kavalalı Mehmet Paşa’nın evi diğer yapılara göre nispeten bakımlı görünüyordu.

Şaşırdık. Nedenini rehberimiz açıkladı; Kavalalı , hayatının önemli bir bölümünü isyancı bir paşa olarak, Osmanlı’nın gücünü zayıflatmakla geçirdiğinden,  Yunanlılar için ayrı ve özel bir yere sahipmiş..

Kavalalı Mehmet Paşa
Kavalalı Mehmet Paşa (By M.ÇAMUR)

Beyaz Kule

selanik-beyaz-kule
Beyaz Kule (seyir halindeyken çekilen foto)

Gezdiğimiz yerler içerisinde bana göre en ilginç mesajı olan yer “ Beyaz Kule” idi.

Gerçi taverna programı nedeni ile önünden sadece şöyle bir geçtik  ama bu bile göreceğimizi görmemize yetti;

Beyaz Kule, Selanik’in simgesi olan bir yapı. Kanuni zamanında yapılmış, günümüzde tarihi bir kule ve müze olarak şehrin kıyısında yer alıyor. Kule Osmanlılar tarafından garnizon ve hapishane olarak kullanılmış,

Balkan Savaşlarının sonunda Selanik  Yunanlıların eline geçince , “vaftiz” edilerek beyaza boyanmış. (İnsanın günahkarını biliyorduk da, kulenin günahkar olabileceğini ilk burada duyduk…!)

O günden itibaren de adı Beyaz Kule olarak anılmış.

Yalnız küçük bir sorun vardı biz gittiğimizde;

Günahların üstlerinin örtülmekle yok edilemeyeceğini, er veya geç  ortaya döküleceğini tüm  bağnazlara ispat edercesine Kule, kent meydanında, gri-siyah bir tonda, gökyüzüne doğru uzanmaktaydı.

Kavala

Üçüncü gününün gezi programında ve dönüş yolumuz üzerindeydi Kavala. Rehberimiz şehre girerken  Kavala’da, Türklerin pek sevilmediğini söyledi. Bu, beni şaşırttı. Çünkü biliyordum ki oradan pek çok Türk mübadele ile bu tarafa gelmiş ve tabii ki tersine göç de yaşanmıştı.

Bağrından kopup geldikleri topraklara niye düşmanlardı ki bu insanlar? Rehberimiz açıkladı: Kıbrıs Savaşında Yunanlıların en çok asker kaybı buradan olmuş, onun için.

Görüyor musunuz diplomasinin ve siyasetin insanın kanını donduran win-win yöntemi nasıl çalışmış! Hem ortak geçmişleri olan insanlar birbirlerine kırdırılmış, hem de sınıra bu kadar yakın, insanların günü birlik gidip gelebildikleri bir kente kalıcı düşmanlık tohumları ekilerek, Türk sempatisi ve  olası yakınlaşma imkanları yok edilmiş!

Öyle ki şehrin Türkiye tarafındaki tabelada, bir Kıbrıs haritası var; Kuzey Kıbrıs bir kan gölü şeklinde resmedilmiş ve oradan Güney Kıbrıs’a  doğru kanlar süzülmekte. Hemen yanında “KIBRIS’I UNUTMA!” yazıyor..

Kavala’daki tabela

Tabelaya tepki veren ve kaldırmaya çalışan yegane gücün, Çarşı grubunun tüm gayretlerine rağmen, tabela hâlâ orada durmaya devam ediyor..

 Athos Tepesi

Tur kapsamında görmeyi en çok istediğin yer neresiydi diye soracak olursanız, kuşkusuz “Athos Tepesi”ydi derim.

Neden mi?

Çünkü burası 20 manastırdan oluşan, 2500 Ortodoks rahibin yaşadığı ve dünya üzerindeki tüm Adem kızlarının girmesi zinhar yasak olan bir bölge!

Semavi dinlerin  kadınlara uyguladığı bu negatif ayrımcılıkla hiçbir zaman barışamadım.İçimde her zaman, bence bir mantığı olmayan bu yasakları çiğneme dürtüsünü yoğun bir şekilde hissettim.

Çünkü dinler ayrıştırdıklarında değil ancak birleştirdiklerinde ulvi bir amaca hizmet ederler bana göre…

EYLÜL 2014-KODOSK

One thought on “KAVALA, HALKİDİKİ ve ATA TOPRAĞIMIZ SELANİK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir