YEPYENİ, GICIR GICIR BİR İL ESKİŞEHİR

Adına nazire yaparcasına son 20 yılda bambaşka bir çehreye bürünen, adı ESKi kendi yeni,gıcır gıcır bir il ESKİŞEHİR ..

Tarihiyle bugünüyle anlatmaya çalışalım biraz;

Adı Nereden Geliyor?

Şehir,uzun yıllar Bizans hakimiyetinde kalır ve 1080 yılında Türk egemenliğine girer. Ancak Türk boyları arasında çatışma baş gösterince ortaya çıkan boşlukta elde tutulamaz ve 1175 yılında tekrar Bizanslılar tarafından zapt edilir.

Sultan Kılıçaslan birlik ve düzeni sağlayarak kaybedilen toprakları geri alıp, alınan toprakları da “Şu bizim eski şehrimiz…” diye anınca,  şehrin adını da koyuverir aynı zamanda.

TARİHİ

Eskişehir tarihte, kuruluşları M.Ö 1200’lü yıllara dayanan, Gordion’u, Eşek kulaklı Midas’ı, dokumacılık, madencilik ve marangozluktaki ustalıkları, Tanrıçaları Kibele ve Anadolu’ya taşıdıkları tümülüs geleneği ile tanınan ve aslen Makedonya kökenli bir halk olan, Frigyalılar’ın yerleşim yeri olmuş.

Yakın tarihimizde ise Kurtuluş Savaşı’nın ana karargah merkezlerinden biri olarak sıcak savaşları  (I., II. İnönü Savaşları ile Eskişehir-Kütahya Savaşları) yaşar, verilen savaşların zaferle taçlandığını görür ancak bu arada tabii ki harabeye döner.

Cumhuriyetten günümüze

Bu nedenle, Genç Cumhuriyet hiç vakit kaybetmez. 1923 yılında Eskişehir’in il olmasına karar verir ve kalkınma hamlesi başlatır.

Kentte tarım ve hayvancılığı geliştirir, şeker fabrikası, küçük orta ve büyük çaplı sanayi işletmeleri, el sanatı atölyeleri yanında, uçak ve lokomotif bakım üniteleri kurar.

Hatta ve hatta bugünlerde çokça dillendirilen yerli otomobil yapma işi, 1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in teşviki ile lokomotif fabrikasının Cer atölyesinde Türk mühendislerin özverili çalışmaları ve akıl dolu projelendirmeleri ile kısa sürede hayat geçirilir ve yeni otomobile Devrim adı verilir.

DEVRİM ARABASI

Devrim’in hikayesini ve dramatik sonunu “Devrim Arabaları” filminde izledik çoğumuz.

Çağının çok ötesinde bir teknoloji ile üretilen otomobil, muhafazakar kafa yapısına ve emperyalist baskıya kurbanı edilir.

Üretilen 4 araçtan üçü preslenmeye giderken sadece biri güçlükle bu akıbetten kurtarılabilir.

Bugün bu tek otomobil TÜLOMSAŞ’daki müzede sergilenmektedir.

Devrim Arabası

Devrim ile ilgili bilinmesi gereken küçük ve önemli bir detay vardır: Aracın imalatı sırasında mühendisler, direksiyonun en uygun konumu üzerinde tartışırlar uzun süre. Ayaklı direksiyon önerisi getirir bazı mühendisler ama çoğunluk kabul etmez öneriyi.

“Devrim” den tam iki yıl sonra Cadillac, bunu büyük bir yenilik olarak ürettiği araçlarda kullanır ve teknolojiyi tüm dünyaya ihraç eder.

KENTE SİHİRLİ BİR EL DEĞİYOR….

1960-1990 yılları arasında bu köklü tarihine rağmen mütevazi bir Anadolu kasabası olarak varlığını sürdüren Kent’e 90 ‘lı yılların sonunda sihirli bir el değer. Elin sahibinin adı Yılmaz Büyükerşen’ dir ve kentte yarattığı mucizenin şifrelerini çözebilmek için bence önce Büyükerşen’in kişilik özelliklerine bir bakmak gerekir:

Yılmaz Büyükerşen

  • Tutkularının peşinden giden biri: Öğrencilik yıllarında, arkadaşları ile birlikte kan bankasına kan satarak, elde edilen sermaye ile Oda tiyatrosu ve takiben Belediye tiyatrosu kurar.
  • Yenilikçi: Ülkenin İstanbul’dan sonra ikinci siyah beyaz ve ilk renkli TV sistemlerinin Eskişehir ‘de kurulmasına öncülük eder ve bu sistemlerin teknolojik alt yapı desteği ile tüm ülke çapında , Batı Avrupa’nın altı ülkesinde ve KKTC ‘de, Açık Öğretim Fakültesi Projesini hayata geçirir.
  • İnsan Odaklı ve Çoğulcu: 1982 yılında itibaren iki dönem rektörlüğünü yaptığı Anadolu Üniversitesi’nde inşa edilecek yüzme havuzunun ölçülerini bile isteye olimpik ölçülerin biraz altına çekerek (mevzuat gereği bu dönemde olimpik ölçüdeki havuzlar sadece profesyonel sporcuların kullanımına açık imiş..) tüm öğrencilerin faydalanmasını sağlar.
  • Eğitimci: Anadolu Üniversitesinde pek çok yeni fakülte ,akademi, yüksek okul yanında engelliler için eğitim programları, Halk Evi ve Köy Enstitüleri modeline benzeyen eğitim parkları ve teknoparklar… kazandırır.
heykel
Her yer Sanat
  • Sanatçı: Kentteki rögar kapaklarından başlayarak, kent merkezinin dört bir yanına ve ilçelerine ince bir estetik anlayışla serpiştirilmiş, çoğu Hoca’nın kendi elinden çıkma heykeller, balmumu müzesi, sanat evi ve rekreasyon alanları bu özelliğinin birer yansıması.
konuşan kadınlar
Dedikoducu Kadınlar

Tarih tutkunu: Bunun izlerini özellikle Odunpazarı bölgesinde yoğunlaşan ve kentin dört bir yanına dağılan müzelerde görmek mümkün.

Hepsini tek bir yazının içine sığdırmanın imkanı yok ama bir tanesinden, Kurtuluş Müzesi’nden bahsetmem gerekiyor;

KURTULUŞ MÜZESİ

2016 yılında ziyarete açılan müzede, görülmeye değer pek çok şey var ve tüm bunlar teknolojiden de yararlanılarak ziyaretçilerine çok güzel bir şekilde sunulmuş;

Müzede Çocuklara Ayrılan Bölüm

Mesela girişte çocuklara ayrılmış bir bölüm var ki çok az müzede böyle bir örnek görebilirsiniz. Şanlı tarihimizde verdiğimiz önemli savaşlar kurşun askerler ile yaratılmış cephe görüntüleri eşliğinde sergilenmiş. 
Ayrıca Lozan zaferi ve İsmet Paşa’nın görüşmeler boyu kararlı ve dik duran tutumu, çizgi film tadında animasyonlarla anlatılmış.

Avizeler

Merdivenlerden yukarı kata çıktığınızda sizi ilginç bir avize karşılıyor. Dikkatli baktığınızda avizenin hiç ışık saçmadığını, aydınlanmanın spotlarla yapıldığını görüyorsunuz. Çünkü avize sandığımız o metaller kümesi, bir avize değil aslında: Kurtuluş Savaşında şehit olan Eskişehirlilerin künyeleri.

Orta ve yan duvarlarda da, bu aziz şehitlerin isimleri yazılı. Ne yazık ki o kadar çoklar ki sadece çıkış merdivenlerine sığmamış, iniş merdivenlerinin tavanı ve duvarları da bu isim ve künyelerle donatılmış. Hatıraları önünde saygı ile eğilmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. 

Kurtuluş Müzesi
Kurtuluş Müzesi’ndeki avize
Strateji Odası

Müzenin iniş merdivenlerinin başında strateji odası yer alıyor. Oturan bir İsmet İnönü’nün bal mumu heykeli yanında ayakta duran Fahrettin Altay, ortada bir masa ve karşı tarafta ziyaretçilerin oturup savaş taktiklerini dinleyebileceği bir koltuk var odada.

Anlatımı dinlerken arada kafanızı hafifçe sağa çevirdiğinizde ayakta size bakan Fahrettin Altay ‘la göz göze geliyor ve bir anda irkiliyorsunuz.. Bu kadar olamaz deyip gözlerimizi kaçırma ihtiyacı hissediyor, sonra tekrar tekrar aynı şeyi yapıyorsunuz.

Her şey öylesine gerçeğine yakın ki Hoca’nın sanatçı kimliğine şapka çıkarmamak elde değil.. !


Eskişehir ‘e ikinci kez gitmemizin en önemli sebebiydi bu müzeyi gezmek ve inanın ki değdi..

Porsuk çayında yüzen gondollar

Yılmaz Büyükerşen, tüm bu yukarıda saydığım özelliklerinin yanında aldığı İktisat eğitiminin de hakkını veren, hesabını bilen ve tuttuğunu koparan biri.

Onu da şuradan anlıyoruz; Porsuk’un ıslahı belediyenin öz kaynakları ve ucuza sağlanan krediler ile tamamlandıktan sonra Başkan, Porsuk’ da gondol yüzdürme hevesine kapılır.Ancak bu inanılmaz maliyeti olan bir iştir.Gondolların alım ve nakil maliyetleri milyon dolarları bulmaktadır.

Bunun üzerine Başkan Venedik’e gider en kırık döküğünden bir tanesini numune olarak alıp getirir ve aynısını yaptırır.

Yalnız küçük bir sorun çıkar ve yapılan gondol Porsuk’ da yüzdürülemez.. Birkaç ayda Devrim gibi bir araba imal edilmiş bir şehirde elbette bunun da çaresi sonunda bulunur. Gondolların altına bir pervane konularak çayda nazlı nazlı gidip gelmeleri sağlanır.

Gondol
Porsuk çayında gondollar


Türk tipi gondolların ünü taa İtalya’ ya dek gider. Venedik’ten yarışmak üzere tırlarla gondolcular gelir ve finalde bizimkilerin kazandığı sembolik bir yarış bile düzenlenir.

Akıllı kent

Eskişehir’e yaptığımız iki günlük gezide bir kez daha gördük ki; belediyecilik, partiler ve siyaset üstü bir anlayışla ve hizmet odaklı yapıldığında, çok mütevazi bütçelerle, çok iyi projeler hayata geçirilebiliniyor.

Şehirler dokularını kaybetmeden yenileniyor, akıllı evler gibi akıllı kentler inşa ediliyor.İnsanların hayatı kolaylaşıyor, refahı, yaşam kalitesi ve dolayısıyla mutluluğu artıyor.

Bunun için de bilgisi, birikimi, estetik ve sanat zevki olan, zorluklardan yılmayan, çok yönlü bir idarecilik anlayışına ihtiyaç var. 


Bu ülke akılla, bilgiyle kurtuldu ve kuruldu. Yaşaması ve ayakta kalması için ihtiyaç duyduğu değerler de yine bunlar. O yüzden bir ömür boyu öğrenmekten ve öğrendiklerimizi paylaşmaktan hiç ama hiç vazgeçmeyelim derim ben.

Yoksa balerin heykeline tecavüz etmeye yeltenen saçma sapan bir güruh içinde ömrümüz çürüyüp gidecek…. 

Kasım 2018- Kervan41

One thought on “YEPYENİ, GICIR GICIR BİR İL ESKİŞEHİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir