CAN YÜCEL İLE ESKİ DATÇA

Coğrafyacı Strabon’a ait olduğu söylenen “Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, onu Datça Yarımadası’na  bırakır.” kehanetinden  ilham aldıklarından mıdır bilinmez, büyük şehirlerin kalabalığından, keşmekeşinden kaçmak isteyenlerin, sakinlik ve huzur arayanların en büyük hayalidir, emekli olup Datça’ya yerleşmek.

Haksız da sayılmazlar hani, bir yanı Akdeniz, diğer yanı ile Ege’yi kucaklayan, balıkların bir denizden diğerine atladığı, rüzgarı hiç eksik olmayan Datça’da, pek çoğumuzun en sevdiği mevsim “bahar” uzun sürer. 

Baharın yaşattığı duygular da elbette…!

Knidos Antik Kenti

Can Yücel’in şekli nedeni ile “Anadolu’nun uzak zürafası” diye tanımladığı Datça yarımadasında yerleşim, M.Ö 4000 yıllarında Karyalılar ile başlar.

M.Ö 7 yy’ da, en batı uçta, döneminin en önemli kenti ünvanını taşıyan Knidos Antik Kenti, Burgaz mevkiinde kurulur, ancak sonraları depremler nedeniyle Tekirburnu’na taşınır.

Pek çok bilim adamı ve sanatçı çıkar kentten;
-Mesela dünyanın yedi harikasından biri olan  İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratus,
-Mesela “güneş saati”nin ve “altın oran”ın  mucidi Eudoksus.

Aynı zamanda dünyanın ikinci en büyük tıp merkezine de ev sahipliği yapar Knidos.

Eski Datça

Bugün hayallerine kavuşan kalabalık şehrin insanları nedeni ile bir beton yığınına dönen Datça’da, kentin ilk kurulduğu, kalbinin ilk attığı, eski dokusunu koruyan belki de tek yer Eski Datça. 

Merkeze 2.5 km uzaklıkta bir mahalle  artık ve  Datça’ya yerleşmeye heves edenlere, hemen girişte, kentin bir demo, bir maket sunumu gibi bir  izlenim veriyor adeta.

Tarihte Rumlar ile Türklerin bir arada yaşadığı, tek veya iki katlı “taş evlerden” kurulu bir yerleşim yeri.

İki katlı taş ev

Evlerin bahçeleri pembe, beyaz, eflatun renkte begonviller, kabak çiçekleri, sardunyalar ve sarmaşıklarla süslü.

Begonviller

Arnavut kaldırımlı daracık sokakları; özgün el yapımı sanat atölyelerinin bulunduğu, Datça balının, bademinin, bademden yapılan tatlıların, ezmelerin, dondurmaların, gazozların satıldığı küçücük bir çarşıya açılıyor.

Çarşıda sağa dönüp atölyeleri geçtiğinizde, solunuzda kalan dar uzun sokakta yerel halkın el emeği göz nuru ürünleri; yazmalar, patikler, saç tokaları ve bereket kuşları satılıyor sağlı sollu kurulan stantlarda.

El işleri

Bu yolun sonundan sola döndüğünüzde 100-150 m ilerde, adı Datça ile özdeşleşmiş bir şairin, Can YÜCEL’in sokağı ve evi çıkıyor karşınıza; 

Şair’in Eski Datça’daki evinin kapısı

Şairin öldüğü 1999 yılına kadar yaşadığı ev, şu an ailesine ait özel bir mülk. Eşinin atölyesini de içinde barındırdığı ve halen kullanıldığı için müzeye dönüştürülmemiş.

Aslında kütüphanesi, ölüm yıldönümü olan 12 Ağustoslarda ziyarete açılmaktaymış ama mezarı 2011 yılında saldırıya uğrayıp, mezar taşı kırıldıktan sonradır ki bu karardan vazgeçilmiş.

Ölüye bile saygı göstermeyi beceremeyen bir toplumda, çok anlaşılabilir bir karar bence…! 

Can Yücel’i anlatmaya herkes önce babasından başlar. Çünkü şairin hayatında gerçekten çok belirleyici bir rolü vardır babanın. 

Biz de mutada uyalım dedik:

Hasan Ali YÜCEL

 Japonya açıklarında batan Ertuğrul Fırkateyni’nin kaptanı Ali Paşa’nın torunudur Hasan Ali Yücel. 

1938 -1945 yılları arasında, 7 yıl, 7 ay, 7 gün süren Milli Eğitim Bakanlığı görevini yapar Celal Bayar kabinesinde. 

Entelektüel, çalışkan, devrimci ve idealist bir kişiliği olan Hasan Ali Yücel, bakanlığı döneminde; üniversite reformu, Köy Enstitülerinin kurulması, Tercüme bürosunun kurularak dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi, resmi ve telifli ilk Türkçe Ansiklopedi olan Türk Ansiklopedisi’nin ön çalışmaları ile Ankara Fen Fakültesi (1943), İstanbul Teknik Üniversitesi (1944) ve Ankara Tıp Fakültesi (1945)’nin kurulması gibi projeleri hayata geçirir, dünyanın II. Dünya Savaşı’nın yarattığı tahribatlar ile sarsıldığı yıllarda.

Döneminin en parlak projesi olan Köy enstitüleri ile; Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda, okuma yazma oranının %5 ve köy nüfusunun %86 olduğu bir dönemde, köylere öğretmen yetiştirilmesine ön ayak olur. Kurduğu tercüme büroları ile de mezuniyet öncesi bu öğretmenleri dünya klasikleri ile tanıştırır.

Can YÜCEL

İşte böyle bir babanın oğlu olarak, 21 Ağustos 1926 yılında, ikiz kız kardeşi Canan (Canan Yücel Eronat- Yazar – 1926-2013) ile birlikte, İstanbul ‘da dünyaya gelir Can Yücel.

Hem çok şanslı, hem de bir o kadar şanssız çocuklardır her ikisi de;

Şanslıdırlar; çünkü inanılmaz bir biyografiye  (https://www.haberler.com/hasan-ali-yucel/biyografisi/ ) sahip bir babaları vardır.

Şansızdırlar; çünkü böylesine adanmışlıkla yaşayan bir adamın, onlara ayıracak pek vakti yoktur. Babalarına hasret büyürler hep. 

Can, sık sık hasta taklidi yapar babası eve gelsin diye ve  “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiirinde  şöyle sitem eder babaya;

“Geldi mi gidici
Hep hepp acele işi…” 

(Şiirin tamamı için lütfen  https://www.youtube.com/watch?v=maVu7YoYjUU linkini tıklayınız..)

Babasının bu tutkulu “tercüme bürosu” projesinin etkisi ile mi nedir,  Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde filoloji bölümüne yaptırır kaydını. Latince ve Yunanca okur. Sonrasında Cambridge’de devam ettirir tahsilini.  

BBC’nin Türkçe bölümünde bir süre spikerlik yapar.

1962 yılında İngiltere’deyken, 1709 yılına ait, taş baskı, Latin harfleri ile yazılmış bir Türkçe dil bilgisi kitabı bulması, o dönemde geniş yankı uyandırır.

Yurda döndüğünde Mao, Che Guevara, Lorca, Shakespeare ve Brecht’ den çeviriler yapar. Bu çeviriler 1971 ihtilali sırasında tutuklanıp hapis yatmasına neden olur.

On üç yaşında yazmaya başladığı şiirleri, o İngiltere’deyken babası tarafından derlenip, Bedri Rahmi’nin kapak tasarımını yaptığı bir kitapla yayınlanır. Ancak kitabı bastıran baba, satışına izin vermez, çocuklarını Bakanlığı’nın imtiyazlarından faydalandırmamak adına.

Bu kitap daha sonraları Can Yücel tarafından elden geçirilerek, 1950’lerde yeniden yayınlanır “Yazma” ismiyle. 

Yeni Türkü’nün “Yeşilmişik” şarkısına güfte olan şiir de, bu kitapta yer alır…  

Şiirlerinde zaman zaman argo ve müstehcen sözlere yer vermeyi sevdiği için tepki çekse ve kovuşturma geçirse de, taşlama ve toplumsal duyarlılığı yüksek olan, yalın dilli şiirleri ile şiir sevenlerin gönlünde ayrı bir yere oturur zamanla…

Şair’in Eski Datça Günleri

Ömrünün son dönemlerinde Eski Datça’yı ve hemen girişte bulunan, muhtar Orhan Baba’nın kahvesini mekan edinir kendine. 

Orhan Baba’nın kahvesi

Bugün o kahvede, hep oturduğu masaya komşu duvarda, Can Yücel ile ilgili basında yazılmış yazıların ve yarım bıraktığı şarap kadehinin sergilendiği bir köşe var.

Kahvedeki Can Yücel köşesi

12 Ağustos 1999 yılında İzmir’de gırtlak kanserinden hayatını kaybeder Can Yücel ve “Beni Datça’ya gömün” adında vasiyet gibi bir şiir yazdığı için cenazesi, 17 Ağustos 1999’da ( depremin olduğu gün), Datça mezarlığında, “deniz gören bir tepeye” defnedilir.

Mezar Taşı

Muhalif kişiliği nedeni ile seveni kadar sevmeyeni de çok olan şairin mezar taşı, 2011 yılında parçalanır.

Şu anki anıt mezarının tasarımı, heykeltıraş Mehmet Aksoy’a aittir. 

Mezar taşında yeni doğan bir bebeğin hayat ile olan bağlantısı tasvir edilmektedir.

Mezarı

 İki bloktan oluşan mezarın  “CAN TAŞI” adı verilen bölümü, kübik bir mermer yapıdan oluşur, anne rahminde bir bebek figürü, mermerin merkezinde yer alır ve akşam saatlerinde güneş ışınlarının vurması ile daha belirgin hale gelir. (Tesadüf eseri biz de mezarı bu saatlerde ziyaret ettik.) 

SU TAŞI; Şarap dökülsün diye yapıldığı iddiaları ile gündeme gelen bu bölüm ise “hayat”ı anlatır. 

Su taşı

Bu farklı ve ilginç tasarım nedeniyle mezarı türbe sananların sayısı artınca, Datça Belediyesi 2017 yılında “Eski Datça sokaklarında “Can Yücel” türbesi nerede diye soran misafirlerimiz, hiç olmazsa Google’dan Can Yücel kimdir diye bir bakınız!” gibi bir tweet atmak zorunda kalmış.

(Ailenin, “Lütfen çiçek dışında bir şey bırakmayın!” uyarı yazısına rağmen, taş içerisinde şarap vardı biz gittiğimizde de.)

Mezar taşında, Sevgi Duvarı şiirinden “ Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi…” mısrası yer alıyor. 

Mısranın yer aldığı dörtlük şöyle:

Başucumda bir sen varsın, bir de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirildiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi…”

Vasiyeti

Belli ki çok çekmiş yalanlardan Şair ve ölürken vasiyet etmiş hepimize “yalansız bir yaşamı” !

Ancak yalanlarla yaşamayı huy edinmiş, yalanın hücrelerine, yapı taşlarına kadar sızdığı bir ülkede, bu vasiyetin yerine gelmesi elbette ki pek mümkün olamamış!

İnternette, sosyal medyada Can Yücel imzası ile dolaşan ve aslında ona ait olmayan, bazıları üslup ve tarzı ile taban tabana zıt,  bugüne dek sayıları elliyi bulan şiir listesi çıkarılmış mesela.

Çoğumuz da az bildiğimizden, az okuduğumuzdan, az araştırdığımızdan olsa gerek, kolayca yapıverdiğimiz paylaşımlarla bu yalan dalgasının büyümesine, sürüp gitmesine ve kontrolden çıkmasına vesile olmuşuz istemeden. 

Ailesi, Şair’in özgünlüğünü, kendine has üslubunu koruyabilmek adına çok mücadele etmiş bunlarla ama başarılı olamamış.

Ben kendi adıma çok üzüldüm ve utandım bu listeyi gördüğümde!

Büyük ustanın kemiklerini daha fazla sızlatmamak adına, herkesin de bir göz atmasını çok isterim…

Sahte Can Yücel şiirlerinin listesi takipteki linkte.  

Temmuz 2019 – Kervan41

CAN YÜCEL İLE ESKİ DATÇA” için 2 yorum

  • 7 Ağustos 2019 tarihinde, saat 09:05
    Permalink

    Çok başarılı. Gezdiğimiz yerleri, Sizin yorumlarınızla tekrar gezmek, insanda farklı duygular yaşatıyor.

    Yanıtla
    • 7 Ağustos 2019 tarihinde, saat 16:46
      Permalink

      Gezerken öğrendiklerimizi,yazarken pekiştirip detaylandırabiliyoruz hep birlikte. Her yer geçmişi ile daha anlamlı ve değerli. Teşekkürler..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir