Alanya

Alanya, Antalya’nın yaklaşık 140 km doğusunda, sırtını Toroslar’a yaslamış önünde masmavi, uçsuz bucaksız Akdeniz’in uzandığı bir yarımada üzerine kurulmuş bir kent.

ALANYA ADI NEREDEN GELİR?

Bilinen tarihi M.Ö 20 yy’a kadar uzanıyor. Helen, Roma , Bizans, Selçuklu, Kıbrıs ve Osmanlı egemenliklerinde kalmış olan kent, en parlak dönemini Büyük Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubad zamanında yaşıyor. Adı da bu dönemden itibaren 1935 ‘de Atatürk’ün kente gelişine kadar Sultan’a atfen Alaiye olarak anılıyor…

I.Alaaddin Keykubad dönemi eserleri

Sultan şehri alır almaz hummalı bir imar faaliyetine girişiyor. Alanya Kalesini onartıyor, sarnıçlar, tersane, kale korumasını güçlendirmek amaçlı Kızıl Kule’yi, Tophane ve tersaneyi yaptırıyor. İçkale, Ehmedek, Andızlı Camii, Selçuklu Camii, Akşabe Mescidi gibi pek çok yapıyı inşa ettiriyor veya elden geçirtiyor.

Özellikle kale hakimiyeti ve tersane inşaası daha önce Sinop’u da ele geçiren Sultan’a “İki denizin Sultanı” ünvanını getiriyor.


Bugün bu yapıların çoğu ayakta ve müze olarak ziyarete açık .Özellikle kalenin gece ışıklandırılmış hali deniz ortasında parlayan bir mücevher ışıltısı veriyor adeta.

GAZİPAŞA

Eğer biraz tarihin derinliklerine kaybolayım derseniz doğuya Gazipaşa’ya doğru yaklaşık 40 km’lik bir yolculuk yapmanız gerekiyor.

Burada, çıkış noktası Adıyaman, Antep , Maraş olan, kuzeyde Kapadokya‘ya ve güneyde Kilikya (tarihte Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasında yer alan bölgeye verilen isim)’ya kadar uzanan, Yunanca “Genler topluluğu” anlamına gelen Grek, Pers ve Zerdüştlerden oluşan, Adıyaman‘da Nemrut Dağı’nda dünyanın 8. harikası olmaya aday heykeller inşa eden ve ne yazık ki bugün pek çoklarımızca sadece bir çiğ köfte markası olarak bilinen bir medeniyetle karşılaşıyorsunuz; Kommagene Krallığı .
Krallığın bu bölgede kralları IV. Antiochos ve karısı Iotape adına yaptırılmış ve henüz kazısı tamamlanmamış antik kentlerini ziyaret etmek mümkün..

Etkinlikler

Alanya farklı ilgileri ve hobileri olan insanların can sıkıntısı nedir bilmeyecekleri bir kent.

Mesela her yıl Mayıs ayında Turizm ve Sanat Festivali, Eylül ayında Jazz günleri, Mart ayında zorluk derecesi yüksek Alanya Ultramaratonu, Eylül ya da Ekim aylarında Uluslararası Triatlon yarışları düzenleniyor (Bilmeyenler için söyleyelim triatlon kişinin sınırlarını zorlaması esasına dayanan, yüzme, bisiklet ve koşu disiplinlerinden oluşan, bugün Avrupa Kıtası’nda futboldan sonra en fazla lisanslı sporcuya sahip olimpik bir spor dalı.)
Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Bisiklet turu ile MTB dağ bisikleti turnuvası da kentten start alıyor.

Mağaralar

Tersane inşası sırasında tesadüfen bulunan ve ülkede turizme açılan ilk mağara olma özelliğini taşıyan Damlataş Mağarası yanında Dim, Yalan Dünya gibi pek çok mağara astım hastalarına şifa sağlayarak sağlık turizmi açısından bölgeyi cazip hale getiriyor 

damlatas-magarasi
Damlataş Mağarası

Plajlar

Kleopatra, Keykubat, Cilvarda burnu, Tersane plajı, Damlataş plajı ise Akdeniz’ in sıcak sularına kendinizi bırakabileceğiniz belli başlı plajlar… 

SAPADERE KANYONU

Kentten biraz kuzeye doğru yol aldığınızda Torosların kalbindeki yaklaşık 750 m’lik Sapadere kanyonuna ulaşıyorsunuz. Kanyon, bazılarının derinliği 7 m‘ye ulaşan doğal havuzları ile yazın sıcaklığın anlamlı seviyelere yükseldiği kentte, çöl ortasında vaha işlevi görüyor adeta. Öyle güzel, öyle soğuk, öyle içilesi ve yıkanılası bir suyu var ki…

sapadere
Sapadere Kanyonu havuzları

DELİK DENİZ -KRAL KOYU

Alanya’da en çok nereyi beğendin? diye sorarsanız ; Gazipaşa’ya 23 km, Alanya ‘ya 67 km mesafede, Güney köyünün Nohut yeri mevkiinde, ana yoldan yaklaşık 3 km aşağıda, sağınızda solunuzda muz ve limon bahçelerinin arasından, Antiocia Antik kentine bakan, her dönemecinde size olağanüstü bir peyzaj sunan bir yoldan süzülerek indiğiniz ve vardığınızda içinde yüzmeye doyamadığınız “Delik Deniz ve Kral Koyu “derim.

kral-koyu
Kral Koyu’na doğru

Koyu gördüğümde Amasra’yı ilk kez görmüş Fatih gibi oldum ve “Lala, lala cennet dedikleri bu mu ola?” dedim…

delik-deniz
Delik Deniz

Cennet Bahçesi Güzel Ülke

Doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi ile keşfedilmeyi, ziyaret edilmeyi bekleyen pek çok cennet bahçesi barındıran güzel ülkeme gezdikçe daha bir hayran oluyorum.

Tarih boyunca bize bu toprakları miras bırakmak için can alıp can veren atalarımıza ve onların emanetine sahip çıkmak adına yedisi yola çıktığımız gün, hain bir pusuda şehit düşen, bizleri derin bir iç sızısıyla dolaştıran Mehmetcik’e minnetim katlanarak çoğalıyor.

İstiyor ve diliyorum ki; Şairin dediği gibi “sevdiklerimizi aldığı için böylesine güzel kokan bu topraklarda” artık barış içinde yaşayalım, şehit olarak değil ecelimizle ölelim ve yaşadığımız sürece de tüm bu güzellikleri dünya gözü ile en az bir kez görüp tadına varalım…

Ekim 2018-Kervan41

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir